Ali, yaşlı ve yorgun, Ankara’nın soğuk kış gecelerinden birinde parkta donmuş bir bankta oturuyordu. Keskin bir rüzgar uluyordu, kar taneleri savruluyordu ve gece adeta sonsuz bir karanlık deniziydi. Ali, nasıl oldu da yıllarca emek vererek inşa ettiği evinden, çalışarak hayalini kurduğu yaşamdan böyle kolayca dışarı atıldığını kabullenemiyordu.
Sadece birkaç saat önce evindeydi, hayatının büyük bir kısmını geçirdiği duvarların arasında. Ama oğlu Mehmet, ona tanımadığı biri gibi soğuk ve kayıtsız bir ifadeyle bakmıştı.
— Baba, Selin’le bu evde bize yer kalmadı, — dedi Mehmet, gözünü bile kırpmadan. — Artık yaşlandın, bir yaşlılar yurdu ya da kiralık bir odaya yerleşsen daha iyi olur. Sonuçta emekli maaşın var…
Gelin Selin, sessizce başını sallayarak yanlarında duruyordu, sanki bu karar dünyanın en doğal şeyiymiş gibi.
— Ama… bu benim evim… — Ali’nin sesi soğuktan değil, içine işleyen ihanet acısından titriyordu.
— Her şeyi bana sen devrettin zaten, — Mehmet omuz silkti, bu kadar soğuk kanlı ve uzaklaştığını hissettiren haliyle Ali’nin nefesi kesildi. — Belgeler imzalandı, baba.
Ve o anda Ali anladı: Geriye ona ait hiçbir şey kalmamıştı.
Tartışmadı. Gururu mu yoksa umutsuzluğu mu sebep olmuştu bilinmez, arkasını dönüp her şeyini bırakarak yürüdü.
Şimdi karanlıkta eski paltosuna bürünmüş halde oturuyordu ve kafası karışık bir şekilde, oğluna neden güvendiğini, onu nasıl yetiştirdiğini düşünüyordu, ama sonunda neden gereksiz biri olmuştu? Soğuk iliklerine işlemişti fakat ruhundaki acı daha baskındı.
Ve aniden bir temas hissetti.
Sıcacık tüylü bir patisi, Ali’nin donmuş eline yumuşakça kondu.
Karşısında duran kocaman, tüylü köpek, insana benzeyen gözlerle ona bakıyordu. Islak burnuyla onun avuç içine dokunup adeta “Yalnız değilsin” der gibi fısıldıyordu.
— Nereden geldin, dostum? — diye fısıldadı Ali, boğazına düğümlenen gözyaşlarını tutmaya çalışarak.
Köpek kuyruğunu salladı ve dişleriyle paltonun ucundan nazikçe çekiştirmeye başladı.
— Ne yapmaya çalışıyorsun? — diye şaşırdı Ali ama sesinde artık önceki umutsuzluk yoktu.
Köpek inatla çekiştiriyordu ve Ali, derin bir nefes alarak onu takip etmeye karar verdi. Ne kaybedebilirdi ki?
Birkaç karla kaplı sokaktan geçtiler ve önlerinde küçük bir evin kapısı açıldı. Kapıda sıcak bir şalına sarılmış bir kadın duruyordu.
— Kara! Nerelere kayboldun yaramaz?! — diye başlamıştı ama titreyen yaşlı adamı görünce durakladı. — Aman Tanrım… İyi misiniz?
Ali, iyi olduğunu söylemek istediyse de boğazından sadece hırıltilı bir ses çıktı.
— Donuyorsunuz! Çabuk içeri gelin! — dedi kadın ve elinden tutarak onu neredeyse zorla içeri soktu.
Ali, sıcak bir odada gözlerini açtı. Hava taze yapılmış Türk kahvesi ve tarçınlı çöreklerin hoş kokusuyla doluydu. Nerede olduğunu hemen anlamasa da sıcaklık tüm vücudunu sarmış, soğuk ve korkuyu uzaklaştırmıştı.
— Günaydın, — diye yumuşak bir ses duyuldu.
Ali döndü. Gece onu kurtaran kadın elinde tepsiyle kapıda duruyordu.
— Benim adım Ayşe, — diye gülümsedi kadın. — Sizin?
— Ali…
— Peki Ali Bey, — dedi Ayşe daha geniş bir gülümsemeyle, — Kara’m nadiren birini eve getirir. Şanslısınız.
Ali zayıfça yanıt verdi.
— Nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum…
— Bana nasıl bu duruma düştüğünüzü anlatın, — dedi Ayşe tepsiyi masaya bırakarak.
Ali tereddüt etti. Ama Ayşe’nin gözlerindeki samimi ilgi onu her şeyi anlatmaya teşvik etti: Evini, oğlunu, tüm hayatını adadığı insanların onu nasıl yüz üstü bıraktığını…
Sözleri bitince odada ağır bir sessizlik oluştu.
— Burada kalın, — dedi aniden Ayşe.
Ali, şaşkınlıkla ona baktı.
— Ne?
— Ben yalnız yaşıyorum, sadece ben ve Kara. Yanımda biri olsun istiyorum ve sizin de bir eve ihtiyacınız var.
— Bilemiyorum…
— “Evet” diyin, — tekrar gülümsedi Ayşe ve Kara da sanki onaylarmış gibi burnunu onun eline sürttü.
O anda Ali, yeni bir aile bulduğunu anladı.
Birkaç ay geçtikten sonra Ayşe’nin yardımıyla mahkemeye başvurdu. Mehmet’in imzalattığı belgeler geçersiz sayıldı ve evine geri kavuştu.
Ama Ali geri dönmedi.
— Burası artık benim yerim değil, — dedi sessizce Ayşe’ye bakarak. — Bırak onlar alsın.
— Evet, doğru olan bu, — diye başını salladı Ayşe. — Çünkü senin evin artık burada.
Ali, Kara’ya, sıcak mutfağa ve ona umut ve sevgi veren kadına baktı. Hayat bitmemişti — aksine yeni başlıyordu ve uzun bir aradan sonra Ali, yeniden mutlu olabileceğini hissetti.




