Çocuklarımız evlendikten sonra, eşim evdeki boşluğu doldurmak için bir köpek sahiplenmek istedi, ama önümüzde ciddi bir engel vardı.
Çocuklarımız büyüyüp kendi ailelerini kurduktan ve İstanbul’un bir köşesindeki yuvamızı terk ettikten sonra, evimizde hüküm süren sessizlik neredeyse elle tutulur hale gelmişti. Bu sessizlik bizi bir yük gibi ezerken, içimizde derin bir boşluk bıraktı. İşte o zaman eşim, Mehmet, yeni bir aile üyesi olarak eve bir köpek almayı önerdi; evimize yeniden sıcaklık ve yaşam katacaktı.
Ama onun bu coşku dolu sözleri bende, kış rüzgarı gibi soğuk ve keskin bir endişe uyandırdı. Hayatım boyunca hayvanlara karşı alerjimle baş etmiş biriydim — çocukluğumdan beri her türlü tüy teması, gözlerimin yaşarmasına, hapşırmalara ve nefes darlıklarına neden olurdu. Bir akşam, küçük mutfağımızda çay içerken, bu konuyu açmaya karar verdim, sesimin endişeyle titreyişini hissederek:
— Mehmet, bir köpek istediğini anlıyorum, böylece bize daha kolay olur. Ama ne olur alerjimi unutma. Bu benim için gerçek bir işkence olabilir.
O an bana baktı ve gözlerinde umutla hayal kırıklığının karıştığını gördüm. Mehmet derin bir nefes aldı, sanki aramızdaki gölgeyi dağıtmaya çalışıyormuş gibi:
— Ya alerjiye neden olmayan bir tür bulursak? Okudum, böyle türler var. Denemeye değer mi sence?
Başımı salladım, içimdeki paniğin büyüdüğünü hissederek.
— Garanti yok, Mehmet. Sağlığımdan endişeliyim, bunun benim için bir kâbusa dönüşmesinden korkuyorum. Bu boşluğu doldurmanın başka bir yolunu bulamaz mıyız?
Gözlerini çay fincanına dikti, çayı çoktan soğumuştu.
— Sadece köpeğin ikimizi de kurtaracağını düşündüm. Sen de çocukları özlemiyor musun?
— Elbette özlüyorum, — dedim, tonumu yumuşatarak onu incitmemeye çalışarak. — Ama bunun dışında yollar da var. Birlikte düşünelim.
Aramızda kurşun gibi ağır bir sessizlik asıldı. Ancak ikimiz de biliyorduk ki, bizi ezmeyecek bir çözüm bulmalıyız.
Birkaç gün sonra, akşam yemeğinde Mehmet aniden canlandı. Gözleri eskisi gibi, harika bir fikir bulduğunda parladı:
— Ne dersin, bir hayvan barınağında gönüllü olsak? Hayvanlarla sürekli temas halinde olmazsın, alerjin etkilenmez, ama yine de yardım edebiliriz. Ne dersin?
Sözlerini sindirmeye çalışarak duraksadım. Beklenmedikti ama… mantıklıydı. Uzun zamandır ilk kez rahatlamış hissettim.
— Bilirsin, bu işe yarayabilir, — dedim ve sesimde ilk kez umut belirdi.
Böylece yeni hayatımız başladı. Yerel bir sokak hayvanları barınağına kaydolduk ve hafta sonlarımızı orada geçirmeye başladık. Önceleri böyle bir temasın alerjimi tetikleyeceğinden korkuyordum ama her şey yolunda gitti — uzak durdum, belgelerle ilgilenip, hayvanları kafes arkasından besledim, Mehmet ise doğrudan köpeklerle uğraştı. Bu günler bizim için kurtuluş oldu. Hayvanların minnettar gözlerini gördük, neşeyle havlamalarını duyduk ve çocukların gidişinden sonra bizi yiyip bitiren boşluk azalmaya başladı.
Mehmet’in hayallerindeki gibi evimize tüylü bir dost getirmedik, ama çok daha fazlasını kazanmıştık — sağlığımı tehlikeye atmadan onlarca canlıya bakma fırsatı. Barınaktan döndüğümüzde her seferinde kendimizi gerekli ve hayatta hissediyorduk. Mehmet artık beni hayal kırıklığıyla bakmıyordu ve ben de onun hayalinin hayatımızı altüst edeceğinden korkmuyordum. Kendi yolumuzu bulmuştuk — mükemmel değildi, ama bizimdi. Ve bu yol, havlamalarla, sallanan kuyruklarla ve minnetle dolu, bir zamanlar sadece sessizliğin hüküm sürdüğü evimize yeni bir anlam, yeni bir ışık oldu.




