Annemle ortak bir dil bulamamak ve bu yüzden bitmek bilmeyen kavgalar ve yanlış anlamalar yaşamak ne kadar zor, anlatamam.
Hikayemi paylaşmanın, içimde birikenleri kağıda dökmenin zamanı geldi belki de; belki böylece biraz huzur bulabilirim. Ben sıradan bir kadınım, otuz yaşımı geçtim, birkaç yıldır evliyim. Eşimle birlikte gürültülü İstanbul’da bir daire kiralıyoruz, ikimiz de çalışıyoruz, hayatımızı kuruyoruz ve aslında mutluyuz. Henüz çocuğumuz yok — birlikte geçirdiğimiz zamanın tadını çıkarmaya karar verdik. Annem, Ayşe Hanım, 65 yaşını geçti ve babamın vefatından sonra neredeyse üç yıldır dul olarak yaşıyor.
Babam benim için her şeydi — gözü kapalı güvendiğim, dünya üzerindeki her şeyi konuşabildiğim biriydi. Birlikte harika zamanlar geçirdik ve onun gidişi, yüreğimde doldurulamayacak bir boşluk bıraktı. Annemle ilişkimiz her zaman sıcaktı ama bazen pürüzlüydü — kavga alevlendiğinde geride acı bir tat bırakıyordu. Abla’m var, Zeynep, annemle bizim eski evimiz olan Üsküdar’da yaşıyor. Ancak son üç aydır oralarda yok — işleri nedeniyle annemi yalnız bırakarak gitti.
İşim başlı başına bir stres kaynağı, sinirlerim gerilmiş durumda. Uzun telefon görüşmelerinden hoşlanmıyorum, mesajlaşmayı tercih ediyorum — daha sakin, daha hızlı, daha kolay. Ama annem bana günde birkaç kez telefon ediyor ve her arama bir sınav gibi. Birkaç hafta önce cesaretimi toplayıp ona doğrudan söyledim: “Anne, sadece kötü şeyler duymaktan yoruldum, hadi güzel şeyler konuşalım.” Onu anlıyorum — yalnız olmak zor, özellikle maddi konularda, ve merhametle dolup taşıyor kalbim. Hayatını kolaylaştırmak için ona yarı zamanlı bir iş buldum — teyzemin çocuklarına bakıyor ve yarı zamanlı olarak bir ofiste çalışıyor. Ama sohbetlerimiz yine aynı iki konuya dayanıyor: işi ya da bitmek bilmeyen şikayetleri. Bu durum beni tükenmenin eşiğine getiriyor, ona daha az aramasını, mesaj yazmasını söyledim. Birkaç günlüğüne sözümü dinledi, sonra her şey kaldığı yerden devam etti, sanki hiç konuşmamışız gibi.
Anlatmaya çalıştım: “Anne, benim de bir ailem, bir hayatım var, evliyim.” O ise: “Ben senin için her zaman öncelikli olmalıyım,” dedi. Hayrete düştüm. Bu sözler kafamda yankılandı ve içim öfkeyle doldu. Eşime de zaman ayırmam gerektiğini, bölünemeyeceğimi söyledim ama o bunu duymuyordu. Konuşmalar yine şikayetlerle doluyordu ve hatırlattım: “Sana yardım etmek için elimden geleni yaptım.” Ama o aniden: “Sadece sen mi yardım ediyorsun? Arkadaşlarımın çocukları onlara araba alıyor, para gönderiyor!” dedi. Bu sözler yüreğime bir bıçak gibi saplandı. İki yıl önce onun için protez parası biriktirmiştim, kendim ve eşim için her şeyden vazgeçerek. O zamanlar kendimize bile bir araba alamıyorduk, ama annem, babamın ölümünden sonra kendini kötü hissetmesin diye her kuruşu biriktirdim. İşte ödülüm buydu.
Biraz sessizlik, dinlenme, özgürlük istiyorum. Harika bir eşim var, Ali — sakin, nazik, sabırlı. Ama onun bile bu aramalar sinirlerini bozmaya başladı, telefonun çaldığını duyduğunda nasıl çatladığını görüyorum. Ve annem? Alındı ve onun beni ona karşı kışkırttığını söyledi. Bu beni tamamen yıktı. Her şey göründüğünden daha karmaşık. 18 yaşıma kadar annemle kedi köpek gibiydik — o bağırırdı, ben ağlardım, çocukluğum incinme ve acıyla doluydu. Şimdi onunla bağlantı kurmaya çalışıyorum, elimi uzatıyorum ama her seferinde bir duvara çarpıyorum. O beni duymuyor, duymak istemiyor ve ben bu çaresizlik içinde boğuluyorum.
Kavgalardan, bu anlayışsızlık döngüsünden bıktım. Kalbim sızlıyor, ruhum acıyor ve çıkış yolu göremiyorum. Bir tavsiye verin lütfen — onunla nasıl ortak bir dil bulabilirim? Bizi her ikimizi de yıpratan bu fırtınayı nasıl durdurabilirim? Ben barış istiyorum ama nerede bulacağımı bilmiyorum.”




