Üvey kocama oğlumu vermek istiyorum. Çocuk artık söz dinlemez hale geldi ve ben daha fazla baş edemiyorum.
Oğlum on iki yaşında. On yıl önce birisi bana çocuğumu babasına vermeyi düşüneceğimi söyleseydi, bu kâhine güler geçerdim. Ama şimdi uçurumun kenarındayım, çaresizlikten boğuluyorum ve hayatım damla damla elimden kayıp gidiyor. Batıyorum ve kimse bana bir can simidi atmıyor.
Oğlum, Arda, tanımadığım birine dönüştü. Her konuda benimle tartışıyor, okulda kavga çıkartıyor, başkasının eşyalarını eve getiriyor ve yüzsüz bir gülümsemeyle bunun hırsızlık olmadığını, sadece “oyun için aldığını” söylüyor. Telefonum susmuyor — öğretmen, sınıf öğretmeni, sınıf arkadaşlarının ebeveynleri sürekli arıyor. Her konuşma, her gün sanki mayın tarlasında yürüyormuşum gibi.
Eşimle uzun zaman önce boşandık. Annem bizim şehirde, Vologda’nın yanı başındaki mahallede oturuyor, ama ondan bir fayda yok. Sadece azarlıyor ve “bilge” tavsiyeler veriyor, insanı çığlık attıracak cinsten. Artık Arda tamamen bana kalmış durumda. Bağırdım, ağladım, tehdit ettim, harçlığını kestim — hiçbir şey işe yaramadı. Bana meydan okuyan gözlerle bakıyor ve tüm sözlerimin boş laf olduğunu bildiğini belli ediyor.
Yakın zamanda yeniden bir patlama yaşadık. Çantasının içinde pahalı bir akıllı telefon buldum — belli ki ucuz değil.
— Arda, bu nereden geldi? — dedim, öfke ve çaresizlikle karışmış gözlerle ona bakarak.
— Buldum, — dedi, göz kırpmadan.
— Nerede buldun?
— Bankta.
— Hangi banka ulan?! Düzgün cevap ver, küçük haydut! — diye bağırdım. — Başkasının eşyası olduğunu anlamıyor musun? Bunu çalmışsın!
— Çalmadım, aldım, — diye sakin bir şekilde yanıtladı.
— Peki bununla ne yapmayı düşünüyordun?
— Hiç, — omuz silkti. — Sadece bakacaktım.
Öfkemden nefesim kesildi, içim lav gibi kaynıyordu.
— Anlamıyor musun, böyle yapamazsın? Bu senin değil! Yarın okula gidip geri vereceksin!
Beni meydan okuyan bir bakışla izledi, bu bakış yüzünden ellerim titremeye başladı.
— Geri vermeyeceğim.
— Ne demek geri vermeyeceksin?! Bana burada kurallar koyamazsın! — diye kontrolümü kaybettim ve bağırdım.
— Geri vermeyeceğim, o kadar.
Dayanamadım — gözyaşlarım sel gibi akmaya başladı, ama o hiçbir şey olmamış gibi, sadece odasına gitti, sanki gözyaşlarım umrunda değilmiş gibi.
Ertesi gün, babası Serkan’ı aradım. Sesim titriyordu, ama her şeyi anlattım:
— Arda ile ilgili. Başa çıkamıyorum. O artık bir yabancı gibi, hırsızlık yapıyor, saygısız. Belki onu yanına alırsın? Erkek modeline ihtiyacı var. Korkuyoruz ki onu kaybediyoruz ve bir suçluya dönüşecek.
Serkan sessiz kaldı. Sonra derin bir iç çekti.
— Şu an bununla ilgilenemem biliyorsun. Geç saatlere kadar çalışıyorum, onu yetiştirecek zamanım yok.
— Sence benim var mı?! — patladım. — Ben yalnızım! Annem sadece suçluyor, onu kaybettiğimi söylüyor. Sen meşgulsün, ben meşgulüm — kimse bana yardım etmeyecek mi?!
— Ama sen annesin… — dedi.
— Sen de babasın! — diye sözünü kestim. — Benimle aynı ebeveynsin!
Bir şeyler geveledi “düşüneceğim” dedi ve telefonu kapattı. Akşam annem geldi. Ona planımı anlatmaya cesaret ettim ve bu bir kâbus oldu.
— Melek, sen deli misin?! — daha ağzımı açtığım anda bağırdı. — Oğlunu babasına mı vereceksin? Nasıl böyle bir şeyi düşünebiliyorsun?
— Anne, başa çıkamıyorum. Yalnızım, gücüm kalmadı.
— Baş edemiyor musun? Doğurdun — yetiştireceksin! Hangi anne çocuğundan vazgeçebilir?
— Sen bir kere yardım ettin mi ki? Sadece konuşuyorsun! — dayanamadım. — Her şeyi sırtımda taşıyorum — ne koca, ne sen, ne arkadaş var! Hep yalnızım!
Kapıyı çarpıp çıktı, ben de mutfakta boş boş bakakaldım. Belki de gerçekten kötü bir anneyim? Belki Arda’nın bu hale gelmesi benim suçum — meydan okuyan, yabancı, kaybolmuş? Ama sonra düşünüyorum: Ben de insanım, demir değilim. Hem anne, hem baba olmaktan yoruldum, bu ağırlığı taşımaktan yoruldum. Evet, anneyim, ama Serkan da babası, neden ikimiz için ben sorumlu olmalıyım?
O günden beri Arda neredeyse odasından çıkmıyor, benimle konuşmuyor, benden kaçıyor. Ben de telefonun başında oturuyorum ve Serkan’dan aramasını bekliyorum. Karar verdim: Eğer yakın zamanda haber vermezse, kendim arayacağım. Belki oğlunu almak için ikna olur? Ya da kendimde güç aramalıyım? Ne yapacağımı bilmiyorum. Oğlumu kurtarmak istiyorum, ama kendim boğuluyor gibi hissediyorum ve kimse bana elini uzatmıyor. Ne yapmalıyım?




