Kökenler Unutulunca: Önyargı ve İkiyüzlülük Arasında Bir Hikâye

Küçüklüğümü Konya’nın bir köyünde geçirdim. Toprakla, emekle, alın teriyle kazanılan bir hayatın içinde büyüdüm. Zengin değildik ama onurlu yaşadık. O yıllarda toprağı sevdim; zorunluluktan değil, ruhumu besleyen bir sığınak olarak. Tarlada çapa yapmayı, domatesin, biberin, maydanozun yeşerdiğini görmeyi… Hepsi bana huzur verir, kendime döndürürdü. Evlenince eşime ilk söylediğim şey, “Bir yazlık bahçemiz olmalı. Yoksa biriktirip alacağız,” oldu.

Eşim başta pek heveslenmedi ama tutkumu görünce kabul etti. Ankara yakınlarında küçük bir yazlık aldık. Her şey güzeldi, ta ki kayınvalidemle tanışana kadar… Özellikle eşimin annesi Fatma Demir, her buluşmamızda incitici sözlerini esirgemezdi:

“Yine mi patates soymaktan elin nasır tuttu? Tam bir taşralısın sen!”

“Oğlum şehirde okudu, kariyer yaptı, sen onu tarlaya mı çekeceksin?”

İçim burkularak dinlerdim. Utancımdan değil, bu öfkenin sebebini anlamadığımdan. Zorla mı getiriyordum bahçeye? Paylaşmak, sevdirmek istiyordum.

Ta ki bir gün gerçeği öğrenene kadar… Meğer kayınvalidemler de köylüymüş! Fatma Teyze, Kayseri’nin bir köyünden; kayınpeder Mustafa Amca ise Trabzon’un ücra bir kasabasından çıkıp şehre yerleşmiş. Hâlâ akrabaları oralarda yaşıyor, tavuk besliyor, bağ bahçe işleriyle uğraşıyorlarmış. Ama onlar, şehre geldiklerinde geçmişlerini silmişler. Sanki köklerinden utanıyormuşçasına…

Bir gün, “Evini babaannemin köy evine çevirmişsin. Şu dantelli perdeler, eski fotoğraflar… Biz modern insanlar sade mobilyayı severiz,” diye çıkıştığında dayanamadım.

O an, yıllardır biriken sessizliğim dağıldı. Balkonda otururken, ıhlamur çayıma burun kıvırıp “Köylü işte!” dediğinde gülümseyerek karşılık verdim:

“Derler ya; insanı köyden çıkarırsın, köyü insandan çıkaramazsın. Bu söz sizin içinmiş Fatma Teyze.”

Yüzü bembeyaz kesildi. “Bana mı diyorsun bunu?” diye titredi sesi.

“Kendime de… Ben köyümle gurur duyuyorum. Siz ise saklıyorsunuz. Farkımız bu.”

O günden sonra laf sokmaları kesildi. Artık reçel kavanozlarımı görünce gözlerini devirmiyor, turşu getirdiğimde “köylü” demiyor. Hatta bir kez, “Tarifini versene şu eriştelinin…” bile dedi.

Kin tutmam. Ama insanın kendi geçmişinden utananlara yazık. Emeğin, toprağın neresi ayıp?

Ben toprağa dokunduğumda yaşıyorum. Tohumun filizlenişinde, salçanın kıvamında buluyorum huzuru. “Modern” apartmanların soğuk duvarlarındaki ruhsuzluğu değil, çeyiz sandığımdaki anıları seviyorum. Çünkü biliyorum; insanı insan yapan, köklerine sarılmaktır.

Rate article
Lifequest
Kökenler Unutulunca: Önyargı ve İkiyüzlülük Arasında Bir Hikâye