Sosyal Medyada ‘Zehirli Anne’ İlan Edildim, Artık Yüzümü Gösteremiyorum…

Her zaman disiplinli ama adil bir kadın oldum. Otuz yıldır sıradan bir köy okulunda öğretmenlik yaptım, nesiller yetiştirdim. Çamlıköy’de herkesin tanıdığı, saygı duyduğu bir isimdim… En azından her şey altüst olana kadar.

Kızımın adı Elif. Otuz iki yaşında. Yıllardır konuşmuyoruz. Aslında ben iletişim kurmaya çalıştım, ama o uzaklaştı. Sebebini tam anlamamıştım… Ta ki bir gün, “toksik bir çocukluk” ve “korkunç anne” hakkında blog yazdığını duyana kadar.

İlk kez yazdıklarını okuduğumda hissettiklerimi tahmin edemezsiniz. “Beni kontrol ettin, her şeyi yasakladın, korku ve eleştiri dolu bir ortamda büyüdüm. Annem etekli bir zorbaydı. Beni hiç sevmedi.” Sonra yabancıların yorumları: Canavar diyorlar, kızımın psikolojisini mahvettiğimi, hayatını kararttığımı söylüyorlar.

Oysa gerçek bu değil. Disiplinliydim evet, ama hep onun iyiliği için. Dövmedim, aşağılamadım. On bir yaşında gece gezmelerine izin vermedim, korktum çünkü. Okuldan kaçmasına müsaade etmedim. Bu suç mu?

Disiplinim sayesinde Elif altın madalyayla mezun oldu, Ankara’da devlet üniversitesine girdi, sonra büyük bir şirkette çalıştı. Tek istediğim güçlü, akıllı ve özgür biri olmasıydı. Evlilik tercihlerine karışmadım. Mutlu olsun yeter dedim.

Ama meğer yaptığım her şey “cehennem” ve “şiddet” olarak anlatılıyormuş. Köydekiler artık selam vermiyor. “Öğretmensin de çocuğu nasıl yetiştirdin?” diyorlar. Ekmek almaya çıkarken yüzüm kızarıyor. Başımı öne eğiyorum. Bunu hak etmedim.

Kızım ne zaman düşmanım oldu? Kurallarım ne zaman “zehir”e dönüştü? Onu tek başıma büyüttüm. Kocam, Elif on yaşındayken vefat etti. Hem okulu, hem evi, hem dersleri çekip çevirdim. Hastalandığında geceleri uyumadım. Tertemiz giyinsin, doysun diye didindim.

Şimdiyse canavarım.

Aradım. Konuşmak istedim. Yazıları silmesini, yalan söylememesini rica ettim. “İnsanların önünde beni rezil etme, ömür boyu emek verdiğim itibarımı yıkma” diye yalvardım. Cevap yok. Ya sessizlik ya yeni hikâyeler: “Sevgisiz bir çocukluk.”

Sonra… aradı. Ağlayarak. Kekeleyerek anlattı: İş adamı kocası onu terk etmiş. Üç çocukla evsiz, parasız kalmış. Genç bir kız bulmuş kendine. “Artık baba olmak istemiyorum” demiş.

“Anne, lütfen… Affet… Gidecek yerim yok… Senden başka kimsem kalmadı…”

Telefonu sımsıkı tuttum. Nefesim kesiliyordu. Sesim titriyordu. Yıllardır duyduğum o sözler beynimde yankılandı: “Sen anne değil, gardiyansın. Psikolojimi mahvettin. Senden nefret ediyorum.” Şimdiyse… “Affet, aç kapını.”

Ne diyeceğimi bilemedim. İçimde iki kadın çarpışıyordu: Acı çeken anne ile onurunu kaybetmiş, incinmiş kadın.

Ne yapmalıyım? Affedip hiçbir şey olmamış gibi evime mi almalıyım? Canavar değilim. Kızımı, torunlarımı seviyorum. Kapıyı yüzlerine kapatmam. Ama internette yazdıkları yüreğimi dağladı.

İntikam peşinde değilim. Ama görmezden de gelemem. Belki şart koşmalıyım: Özür. Gerçeği aynı blogda yazması. İtibarımı iade etmesi.

Şöhret istemiyorum. Sadece adalet ya da huzur arıyorum.

Siz olsanız… Affeder miydiniz?

Rate article
Lifequest
Sosyal Medyada ‘Zehirli Anne’ İlan Edildim, Artık Yüzümü Gösteremiyorum…