Annem kırk iki yaşındaki Lale, beni liseden hemen sonra, on yedi buçuk yaşında doğurmuş. İlk aşkı mutlu bir evlilikle değil, bezler, uykusuz geceler ve hayata tutunma mücadelesiyle bitmiş. Babam doğar doğmaz bizi terk etmiş, annemi ninemle dedem ayakta tutmuş. Onlar sayesinde annem meslek sahibi olmuş, ben de çocukluğumu yaşayabilmişim.
Annem hiç evlenmedi, hayranları olsa da hep dostlukta sınır koydu. Hep gülerek tekrarlardı: “Sen büyüyünce kendi mutluluğumu düşünürüm.” Birlikte kolay, neşeli bir hayatımız vardı. Bana hep arkadaş gibiydi: Kıyafet alışverişi yapar, kazaklarımızı değiş tokuş eder, aynı renk ojeleri sürerdik. Mor saçlarım, piercinglerim, zincirlerim onu güldürürdü. Aynı dalgadaydık. Öyle sanıyordum en azından.
Şimdi yirmi yaşındayım. Üniversite, iş, arkadaşlar, partiler… Annemin beni özleyeceğini sanıyordum ama şaşkınım: Âşık olmuş! Hem de neredeyse yarı yaşında biriyle!
Her şey masum başladı. Annem tarih öğretmeni. Okulda yeni gelen bilgisayar hocası “Emre”den bahsetmeye başladı. Önemsemedim ama hikâyeler değişti: Annem aklını kaybediyordu! Meğer bu Emre, daha yirmi iki yaşında, üniversiteden yeni mezunmuş! Annem, olgun bir kadın, lise kızına döndü: Börekler pişiriyor, ders planları çiziyor, “diyet yapıyor, kantin yemiyor” diye ev yemekleri götürüyor.
Yıkıldım. Bana hiç yemek hazırlamayan annem, bu çocuğa tam hizmet veriyor! Okuldaki öğretmen arkadaşları da endişeliymiş. “Lale Hanım tuhaf davranıyor” diyorlar: Saçını kızıla boyatmış, mini etekler, abartılı makyaj… Sebebi? Emre’nin “O Türk pop yıldızına benziyorsun” demesi!
Sonra bombayı patlattı: “Emre’yle evlenmeyi düşünüyorum. Artık kendim için yaşamalıyım.” İşsiz güçsüz, kiracı bu delikanlıyı sorguladım: “Nerede tanıdın bu herifi? Sen ne sanıyorsun kendini?”
“Beni anlıyor,” diye diretti. “Bana hiç kimse böyle değer vermedi. Evlenmek istiyoruz.”
Yer yarıldı da içine girdim. “Ciddi misin? Daha dünkü çocukla mı?” diye bağırdım.
“Laf atma ona! O bir erkek!”
“Bu dolandırıcılık anne! Senin evin için mirolmuş bu!”
Hayatımızda ilk kez böyle kavga ettik. Kapılar çarptı, “Beni anlamıyorsun!” suçlamaları… Okul müdürüne gidecektim, ama rezil olmasın diye vazgeçtim. Belgesiz bıraktım onu: Nüfus cüzdanını, kimliğini sakladım. Evlenmek için resmî evrak yok!
Deli diyebilirsiniz. Ama bu, o “güveyi”nin kaydı çıkınca annemin parçalanmasından iyidir. Bekliyorum. Eğer belge yok diye sinirlenirse, gerçek yüzü ortaya çıkar.
Sevgi bazen akıl gerektirir. Hele söz konusu olan canınsa…




