Aşkın artık uzak bir hatıra olduğunu düşündüğüm 62 yaşımda, o eski duygunun kalbimde yeniden canlanabileceğini hiç tahmin etmezdim. Sessiz, ılık ve yaz yağmurunun ardından gelen o huzur dolu yaz akşamlarını andıran gerçek bir aşk… Kalbin biraz daha hızlı attığı, yüzüne sebepsizce gülümsemenin yerleştiği, içindeki küçük kızın mucizelere yeniden inandığı o his. Arkadaşlarım “Bu yaştan sonra ne gerek var, delirdin mi?” der gibi parmaklarıyla alınlarını işaret ediyorlardı, ama ben adeta parlıyordum. Onun adı Ahmet’ti, benden biraz daha yaşlı, asil bir beyaz saç ve kadife gibi bir ses… Onun bakışları, içimi huzurla dolduruyordu.
Ahmet’le Ankara’daki bir konser sırasında tanışmıştık; aralıklarda Chopin üzerine sohbet etmiştik ve bir anda aramızda görünmez bir bağın oluştuğunu hissetmiştik. Konser sonrası yağan ılık yağmur altında yürüyorduk, sokaklar ısınmış asfalt ve akasya kokusuyla doluydu. Yıllardır gülmediğim gibi gülüyordum. Ahmet elimi tutuyordu ve sanki hayatı yeniden öğreniyormuşum gibi hissediyordum.
Her gün biraz daha yakınlaşıyorduk; kitaplar, sabahlara kadar süren sohbetler, hayattan kalan anılar… Beni yazlığın yanında bir göl kenarındaki ahşap evine davet ediyordu – çam ağaçları arasında, sabah sisinde hayat yeniden anlam kazandı. Hafta sonunu onunla geçirdim. Uzun yıllar sonra ilk kez yalnızlık hissetmeden uyandım orada.
Fakat bir akşam her şey alt üst oldu. O, “işleri” için şehre gitti; telefonu ise komodinin üstünde kalmıştı ve çaldı. Ekranda “Deniz” yazıyordu. Açmadım çünkü bu doğru olmazdı. Daha sonra bunun kız kardeşi olduğunu ve sağlık sorunları yaşadığını söyledi. Ona inandım — samimi görünüyordu.
Ama “Deniz” daha sık arar oldu ve Ahmet daha uzun süre kayboluyordu. İçimde bir huzursuzluk peydahlandı. Şüphe duymak istemesem de, içgüdülerim onun bir şeyler sakladığını söylüyordu.
Ve bir gece, derin uykudan uyanıp yanımda olmadığını fark ettim. İnce ahşap duvarların ardından, mutfakta telefonla konuştuğunu duydum:
— Deniz, bekle… O henüz bir şey bilmiyor… Evet, anlıyorum… Ama biraz daha zamana ihtiyacım var…
Dünya bir an için durdu. Şoke olmuştum. “O henüz bir şey bilmiyor” sözü, benim için söylenmişti. Artık şüphem kalmamıştı. Yatağa geri döndüm, uyuyormuş gibi yaparak ama içimde hala öfke ve korku ile yanıyordum. Ne saklıyordu? Niye zaman kazanıyordu?
Sabah pazara gitme bahanesiyle bahçeye çıktım ve arkadaşıma telefon açtım:
— Ayşe, ne olup bittiğini anlamıyorum. Ya evli ya da borç içinde? Yoksa ben sadece kolay bir hikaye miyim?
— Zeynep, onunla konuşmalısın, — dedi kesin bir dille arkadaşım. — Yoksa şüphelerin seni içten içe yakar.
Kararımı verdim. O akşam geri döndüğünde, tüm cesaretimi toplayarak direkt sordum:
— Ahmet, gece konuşmanı duydum. Deniz kim ve neden benim hiçbir şey bilmediğimi söyledin?
Bembeyaz kesildi, yanımda oturup derin bir nefes aldı:
— Zeynep… Affedersin. Gerçekten sana kendim anlatmalıydım. Deniz, kız kardeşim. Ancak büyük borçları var, evini kaybetme noktasında. Benden büyük bir miktar para istedi ve neredeyse tüm birikimimi ona verdim. Sana söylemeye korktum. Fakir olup seni kullandığımı düşünmenden korktum. Sadece her şeyi yoluna koyup sana anlatmak istedim.
— Peki, neden gece fısıldaşıyordun? Neden benim bilmememi söyledin?
— Çünkü korktum. Sen o kadar aydınlık, o kadar içtensin ki… Uzun yıllar sonra yeniden mutlu olabileceğimi hissettim. Ve seni, sorunlarım yüzünden kaybetmek istemedim.
Sessiz kaldım. İçimde bir yerde acı vardı, ama bu, bir yalan ya da ihanet değildi. Bu yalnız kalma ve yanlış anlaşılma korkusuydu. Önümdeki, yorgun bir adamdı; başka insanların yüklerini hep taşımış biri.
Elini tuttum:
— Benim de yirmi yaşım yok. Ve mükemmeli aramıyorum. Samimiyeti arıyorum. Hadi, kız kardeşine nasıl yardım edebiliriz, bunu birlikte çözelim. Seni bırakmayacağım. Sadece bir daha sır saklamamaya söz ver.
Beni kucakladı. Uzun yıllar sonra ilk kez gerçekten değerli hissettim. İkimiz birlikteydik. Gençliğimize, olgunluğumuza rağmen; aşkın bizden geçtiğini düşünenlere inat, aşkı yaşamaya cesaret eden iki kişi.
Ertesi sabah Deniz’i aradık. Bankayla görüşmeleri ben üstlendim — eski işimden kalan bağlantılarım vardı. Kurtarıcı olmadım, bir ailenin parçası oldum. Ahmet ise yaşına, geçmişine ve korkularına rağmen hayat arkadaşım oldu.
Biliyor musunuz, şunu fark ettim: Aşık olmak için asla geç değil. Güvenmek için asla geç değil. Ne kendinize ne de bir başkasına şans vermek için geç değil. Yeter ki kalbiniz açık olsun. 62 yaşında bile…




