Birisi bana on beş yıllık ailemi yıkacak şeyin… patates olacağını söyleseydi, kahkahalarla gülerdim. Ama hayat acımasız şakalar yapmayı sever. Şimdi bomboş bir evde oturup nerede yanlış yaptığımı düşünüyorum. Nikâdâirede boşanma evrakları duruyor, sebep olarak eşim “ortak ilgi alanlarının kalmaması”nı göstermiş. Hepsi, kayınvalidemin köyündeki sebze bahçesine yardım etmeyi reddettiğim için.
Tembel biri değilim. On dört yaşımdan beri çalışıyorum: kutu taşıdım, ekmek dağıttım, geceleri yerleri sildim. Elif’le tanıştığımda o on altı, ben üniversite hazırlık sınıfındaydım. Annesiyle yaşıyordu, babası yoktu. Delicesine âşık oldum.
İlk günden destek olmaya çalıştım: ders kitapları aldım, kıyafetler, küçük ama özenli hediyeler. Evlerine girip çıkmaya başlayınce tüm “erkek işleri” üstüme kaldı: musluk tamiri, elektrik döşemesi, eşya taşıma. Şikâyet etmedim. Sevdiklerime yardım etmek normaldi.
Evlendik, çocuklarımız oldu: Oğuz ve Defne. Kiralık evden sonra mortgage aldık. Standart bir hayat: lüks değil ama yoksulluk da yok. Çalıştım, o da ev bütçesine katkı sağladı. Sağlam bir evliliğimiz vardı… Ta ki Elif’in babaannesi vefat edene kadar.
Köydeki ev kayınvalideye kaldı. Sonra her hafta sonu “tarlaya” gitmeye başladık. İtiraz etmedim önce: temiz hava iyidir. Ama Cumartesi-Pazar demeden zorunlu hale gelince, bedenimi ücretsiz işçi gibi kullandıklarını anladım.
Sürekli kazmak, ekmek, ot yolmak. Sıcakta, yağmurda, çamurda. Karşılığında bir teşekkür bile yok. “Hafta sonları dinlenmek istiyorum, çocuklarla parka gidelim” dedim. Elif duvar gibi: “Ofis koltuğunda oturmaktan yorulmak mı? Şehirli miskin!”
Oysa işim yorucuydu: stresli toplantılar, raporlar, yetişmeyen projeler. Anlaşılmak istedim. Sonunda dayanamayıp “Gitmiyorum” dedim. Yorgunum, sırtım ağrıyor, benzin masrafı tarladan kazandığımız patatesin değerini geçiyor.
O günden sonra Elif benimle konuşmayı kesti. Bir hafta sonra “Artık aynı insanlar değiliz” dedi. Boşanma davası açtı.
Şoktayım. On beş yıllık emek: kiralar, mortgage, çocuk hastalıkları, kedimiz Pamuk, köpek Karabaş. Hepsi hiç mi?
“Ortak ilgi” ne demek? Çocuklarımız, birlikte aldığımız evdeki her çivi ortak emeğimiz değil mi? Yoksa “ortak ilgi” sadece kaynana tarlasında köle gibi çalışmak mı?
Ailemi geri istiyorum. Ama ömrümü başkasının bahçesinde harcayamam. Yanlış mıyım? Aile, sessizce çalışıp katlanmak mı? Peki ya benim yorgunluğum, dinlenme hakkım?
Bilmiyorum. Belki siz bilirsiniz. Çünkü içim acıyor. Çok…




