Yirmi Yıl Sonra Döndü ve “Ailevi” Yardım İstiyor
Bir insan sonsuza dek gittiğinde, onsuz yaşamayı öğrenirsin. Hatırlamamayı, analiz etmemeyi, beklememeyi öğrenirsin. İçindeki o boşluğu işinle, ailenle, telaşlarla doldurursun. Sonra, yıllar geçer ve o kişi bir gün kapında beliriverir. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Sanki yirmi yıl sessizlik yaşanmamış gibi. Sanki küçücük bir kızken, annene sarılıp boşaltılmış evin ortasında durmamışsın gibi… O gün babam, televizyonu götürmeyi, kendi kızına saygı duymaktan daha önemli bulmuştu.
Babam ben on yaşındayken gitti. Gürültüyle, çirkin bir şekilde, kavga ederek… Evden son sandalyeye kadar her şeyi söküp götürdü. Kendi annesiyle birlikte benim çalışma masamı bile aldılar. O gün korkunun ve hiçliğin ne demek olduğunu anladım. Sanki eşyalar değil, çocukluğumun kökleri sökülmüştü.
Boşanmanın ardından babam buharlaştı. Nafaka yok, telefon yok, mektup yok. Annem, dedemlerin yardımıyla ayakta kaldı, sonra tek başına mücadele etti. Büyüdüm, okudum, evlendim, kızım oldu. Annemle hep kenetlendik; kocamla iyi anlaşıyor, torununu şımartıyor. Hayat rayına oturmuşken, babam çıkageldi.
Ofisimin önünde karşıma çıktığında gözlerime inanamadım. Yaşlanmış, gözleri sönmüş, göbeği çıkmıştı. Sanki sarılacakmışım gibi kollarını açtı. Tüylerim ürperdi. Adımlarımı hızlandırdım. Peşimden geldi, buluşalım, kahve içelim, seni özledim diye mırıldandı. Nedense kabul ettim. Amacını anlamak istedim.
Kafede masallar anlatmaya başladı: Annemin onunla görüşmemi yasakladığını, acı çektiğini… Ama bu arada yeni bir aile kurup üç çocuk yapmayı da unutmamış. “Nasılsın?” diye sordu. Yirmi yıl sonra!
Direkt sordum: “Ne istiyorsun?” Yüzü asıldı. “Aile değil miyiz, niye böyle davranıyorsun?” dedi. Kalkıp hesabı ödeyerek çıktım. Arkamdan gelmedi, şükür. Bitti sandım. Bitmemiş.
Bir hafta sonra yine iş çıkışında bekliyordu. “Düşünmen için zaman verdim,” dedi. Sonra asıl niyetini açıkladı: Üniversite için İstanbul’a gelecek olan oğlu—yani sözde “kardeşim”—bir süre bende kalabilir miymiş? Kiralar uçmuş, “Aile bağı önemli”ymiş…
“Tanışırsınız, kaynaşırsınız,” diye ekledi sırıtarak.
Gözlerinin içine baktım ve parmağımla şakağıma dokundum. Hangi kardeş? Sen kimsin ki? Dönüp gittim.
Numaramı bulup aramaya başladı. Her yeni numarayı engelledim. Bir mesajında, “Baban olarak beni nasıl görmezden gelirsin?” diye azarladı. Tahmin edin! Beni terk eden, metelik vermeyen adam, şimdi saygısızlığa kırılıyor. İnsafsızca…
Kocama anlattım. Öfkeden deliye döndü, gidip hesap sormak istedi. Durdurdum. Pisliğe bulaşmak yok. O yolunu seçti, ben de kendi yolumdayım.
Anneme söylemiyorum. Çok üzülür. Yeterince acı çekti. Ben hallederim.
Hayatta haksızlıklar olur. En acısı da, seni satan birinin yıllar sonra “aile” diye yüzüne bakmasıdır. Olmaz öyle şey. Küsüp dursun. Ben hâlâ o boş evde, mutfaktan gelen annemin hıçkırıklarını hatırlıyorum. Bunlar affedilmez…




