Mutlu Ailem Bir Anda Dağıldı: Her Şey Yalandı…

“Mutlu” ailem bir anda paramparça oldu – her şey bir yalanmış meğer…

Dün, on yıllık sağlam ve mutlu sandığım evliliğimin aslında bir illüzyon olduğunu öğrendim. Her zamanki gibi sıradan bir gündü, hiçbir şeyin kokusu yoktu. Kocam Emre Demir’le telefonda konuşuyorduk, akşam eve ne alacağımızı, günümüzün nasıl geçtiğini tartışıyorduk. O ofisteydi, ben direksiyon başındaydım. Konuşmayı bitirip telefonu kapatırken, “kapatma” tuşuna basmayı unuttum. Genelde hep o kapatırdı, ama o gün kaderin cilvesi, o da unutmuştu. Ve her şey değişti.

Arabayı sürmeye devam ederken, aniden hoparlörden onun sesi geldi: net, tok, duraksamadan.
“Peki, civcivlerim, beklediniz mi? Aferin size. Artık tamamen sizinim. Koşun bana!”

Donakaldım. Sessizlik… Sonra hışırtılar, tuhaf sesler… Tek bir kadın sesi yoktu, ama buna gerek de kalmamıştı. İçgüdülerim, hem kadın hem anne yüreğim çığlık attı: “Aldatılıyorsun!” Direksiyonu sımsıkı kavradım, kalbim kulaklarımda atıyordu. Bir dakika sonra şeritten çekip durdum. Ön cama bakakaldım. Dünyam yıkılmıştı. On yaşındaki oğlumuz Can, on yıllık evlilik, birlikte inşa ettiğimiz Nişantaşı’ndaki evimiz, hayaller, gece yarılarına kadar süren sohbetler… Hepsi yalanlar için miydi?

Güvenin evliliğin temeli olduğuna inanırdım. Hiç telefonunu karıştırmadım, sorguya çekmedim, geç kalınca bile. Hep dürüst olduğundan emindim. Hiç şüphe uyandırmamıştı. Şimdiyse bu iğrençlik… Üstelik ilk kez de değil gibiydi. Nereye koşacağımı, kime anlatacağımı bilemeden sinyali yakıp arkadaşım Aylin’in evine gittim.

O gece karar verdim: Onunla konuşmadan önce sakinleşmeliydim. Ağlayıp sızlanmak, kavga çıkarmak istemiyordum. Psikoloğa gittim. Önce bir erkek uzmana… Tarafsız olur diye düşünmüştüm. Yanılmışım.

Dinledi, sonra duygusuzca:
“Suçun sizde olabileceğini düşündünüz mü? Özel konuşmayı dinlemek etik değil. Telefon sizin değil, görüşme sonrasını siz yönetemezsiniz.”

Donup kaldım. Destek beklerken suçlama…
“Unutun. Hiç duymamış gibi yapın. Ya ilişkinizi düzeltin ya da boşanın,” diye ekledi dosyaları karıştırırken. “On seanslık terapiye başlamalısınız.”

Kalkıp çıktım. Onun unuttuğu tuş için özür dileyecek değildim.

Ertesi gün bir kadın psikoloğa gittim. Dr. Deniz farklıydı. Yumuşak ama kararlı bakışlarla:
“Affetmek zorunda değilsiniz. Ama konuşursanız, sonu ne olursa olsun kabullenmelisiniz. Hazır mısınız?”

“Evet,” dedim dimdik. “Yalanlarla yaşamak istemiyorum.”

O gece on yıldır sevdiğim adamın gözlerine baktım, sakin ve tok sesle:
“Her şeyi duydum. Telefonu kapatmamışsın. ‘Civcivlerim’ dedin. Kimdi onlar?”

Şaşkınlıktan bembeyaz oldu. Sonra gülmeye başladı. Evet, kahkaha attı:
“Ciddi misin? Aldattığımı mı sandın?” Telefonu çıkarıp videoları gösterdi: “Çiftlikteki kümes! Yirmi tavuğum var. Sen aradığında müşteriyle konuşup kümese gidiyordum. ‘Civcivlerim, aç mısınız?’ diye seslenirim onlara. Evet, saçma ama gerçek bu.”

Kamerada kümes kapısına yem kovasıyla giriyordu. Zaman bile tutuyordu.

“Neden sonra açıklamadın?” diye fısıldadım hâlâ inanamayarak.

“Duymadığını sanıyordum. Hep sen kapatırsın,” dedi omuz silkerken. “Sen ise kurgulamışsın bile.”

Ağladım. Rahatlamaktan, utancımdan, içimi yakan korkudan… Aldatan yokmuş. Sadece… İlk kez şüpheye düşmüştüm. O şüphe neredeyse her şeyi yıkacaktı.

“Özür dilerim…”

“Anlıyorum. Ama bir daha içine atma. Konuşalım.”

O gece mutfakta sabaha kadar çay içtik. Sarıld

Rate article
Lifequest
Mutlu Ailem Bir Anda Dağıldı: Her Şey Yalandı…