Bazen hayat, bir kadını hiç hazır olmadığı seçimlerle yüzleştirir. Yalanı mazur göstermeye çalışmıyorum, ama benim için başka yol yoktu. Eşim Mehmet’le on beş yılı aşkın süredir evliyiz. Üç çocuğumuz var: Ece, Can ve Deniz. Para sıkıntısından uykusuz gecelere, kredi borçlarından taşınma stresine kadar her şeyi birlikte göğüsledik. Tam da doğum izninden çıkıp rahat nefes almaya başladığımızı hissettiğimiz günlerde, gebelik testinde iki çizgi belirdi.
İlk anda şaşkınlıkla sarsıldım. Nasıl? Neden şimdi? Banyoda plastik çubuğu avuçlarımda sıkarak düşünüyordum: Yeniden… Her şey en başa dönecekti.
Mehmet’in tepkisini tahmin ediyordum. Kötü biri değil, yalnızca mantık odaklıydı. Hayatta kalma mücadelesi söz konusu olduğunda buz gibi soğuyabilen, hesapları asla şaşmayan biri. Üçüncü çocuğa bile zor ikna olmuştu. Çocuk sevmiyor değildi, sadece kafasında sürekli çalışan bir hesap makinesi vardı. Dördüncü bir bebekse – hele ki yeni borçlardan kurtulup konut kredisinin yükünü üzerimizden attığımız şu dönemde – onun için felaket demekti.
Asıl sarsıntı, ilk ultrason randevusunda geldi. Tek değil, iki kalp atışı vardı. İkizler: Bir kız, bir erkek.
Şokun tarifi yoktu. Doktor ekranda bir şeyler anlatırken sesi kulaklarıma ulaşmıyor, dipsiz bir kuyuya düşüyormuşum gibi hissediyordum. Parmaklarım buz kesmiş, odanın duvarları üzerime çöküyordu.
Günlerce açıklamak için doğru anı bekledim. Sonunda bir akşam yemeğinde mırıldandım:
“Hamileyim.”
Bağırmadı, kriz çıkarmadı. Sessizce iç çekip başını salladı. Birkaç dakika sonra ekledi:
“İdare ederiz. Yeter ki ikiz olmasın.”
İşte o an, gerçeği saklamaya karar verdim. Yalan değil, sadece suskunluk. Zamanla kabulleneceğini, bir çözüm bulacağımızı umdum. Devlet desteklerini, çoklu doğum yardımlarını araştırmaya başladım. Onun “kürtaj” kelimesini telaffuz etme ihtimali içimi parçalıyordu.
Yirminci haftadaki kontrolde benimle gelmek istedi. Reddedemedim. Doktor, monitöre bakarak sakince “İki kalp atışı da güçlü, tebrikler: Kız ve erkek” dediğinde nefesim kesildi. Mehmet’in yüzü taş kesilmişti. Kliniğin kapısından çıkarken bile konuşmadı. Arabada sordu:
“Biliyor muydun?”
Başımı iki yana salladım:
“Hayır. Hata olabileceğini söylemişlerdi. Ben de inanmamıştım…”
Yalanımdan şüphelendiğini görüyordum. Ama kavga etmedi. İçine kapandı. Günlerce tek kelime etmedi. Sonra bir sabah, ansızın değişti.
Çocuklara “evinize iki yeni misafir gelecek” diye anlatmaya başladı. İkiz arabaları araştırıyor, beşik katalogları karıştırıyordu. Bir ay sonra taşınma planları yapıyorduk. Nasıl olacaktı? Maddi durumumuz zar zor idare ediyordu. Derken annemin uzak bir akrabasından miras kalan küçük bir ev haberi geldi. Eski dairemizi satıp tadilat için kredi çektik.
Geçen ay doğum yaptım. Zeynep ve Emir. Mehmet yanımdan ayrılmadı. Sancılar içinde kıvranırken elimi tuttu, oğlunu kucağına aldığında ise gözyaşlarını tutamadı. Büyük çocuklarımızda bile göremediğim o sevgi pırıltısı gözlerinde dans ediyordu.
Şimdi ikizleri kollarında gezdiren, ninniler mırıldanan, mamasını bizzat hazırlay




