Yaşlı Annemi Yanıma Aldığımda Zorluk Bekliyordum Ama Onun Gelişi Her Şeyi Değiştirdi

Annemi yanıma aldığımda zorlanacağımı sanmıştım. Ama onun gelişi hayatımın seyrini sonsuza dek değiştirdi.

Bazen kader öyle ani döner ki, yeni gerçekliğin içinde buluverirsin kendini. Hep özgür ve kendi ayakları üzerinde duran biri olduğumu düşünürdüm. Ankara’da tek başıma yaşıyordum; işim yolundaydı, arkadaşlarla hafta sonları görüşülür, akşamları hobiyle uğraşılır, ev tertemiz tutulurdu. Annemle babam Çorum’un bir köyünde sakin bir hayat sürer, bahçeyle uğraşırlardı. Ayda bir ziyaret eder, hediyeler götürür, işlerinde yardım ederdim. Her şey rayındaydı derler ya, öyleydi.

Ta ki babamı kaybedene kadar. Ansızın geldi her şey; bir kalp krizi, bir gün… Onu toprağa verdikten sonra annemi tanıyamadım. O güçlü, dimdik duran kadın gitmiş, yerine kırılgan, yolunu kaybetmiş biri oturmuştu pencere kenarına. Eski bir tığ işi yemeniyle sessizce önüne bakıyordu. Ne ağlıyor ne şikâyet ediyordu. Sadece susuyordu, sanki dünya onun için durmuştu.

Birkaç gün yanında kaldım. O an anladım: Tek başına kalamazdı. Ev bomboş, her köşe babamın yokluğunu haykırıyordu. İlk kez gecelerden korkan, en ufak sesten irkilen annemi gördüm. Sonra, titrek bir sesle sordu:
“Bir gün daha kalabilir misin?”

Kaldım. Sonra bir gün daha… Derken içimde bir şey kıpırdadı: Onu bırakamazdım. Böylece yanıma alma kararını verdim. Zor mu? Elbette. Ama terk etmek daha beterdi.

Eşyalarını topladık. Az şey aldı: Birkaç entari, iç çamaşırı, ilaçları ve… on yıl önce Antalya’dan getirdiğim o çiçekli yastığı. Hep saklamış, yıpranmış kumaşını özenle tamir etmişti. Artık onun için bir güvencedi bu yastık.

Şehir hayatı ilk günlerde annemi şaşkına çevirdi. Gürültülü, kalabalık, daracık dairemizde odasına çekildi. Tesbihini çeker, radyodan türkü dinler, nadiren konuşurdu. Yemeklerini ayrı pişirirdi. Önce içerledim, sonra zaman ihtiyacını anladım.

İki hafta sonra değişim başladı. İşten dönüşümü bekler oldu. Koridora çıkıp günümü sorar, gülümser oldu. Yıllar sonra ilk kez “ihtiyaç duyulan” hissettim. Çocukken o bana bakar, şimdi roller değişmişti.

Akşam yemeklerini birlikte yapar olduk. Ben sebzeleri yıkar, o doğrardı. Bazen gençliğinden hikâyeler anlatır, bazen sadece sessizce çalışırdık. O sessizlikte, çocukluğumun evindeki gibi bir sıcaklık vardı. Ütü kokuları, börek telaşı…

Yorulacağımı sanmıştım: İş, ev, sorumluluk… Ama yorgunluk yerine bir doluluk hissi geldi. Anlam. Artık mesaide kalmak istemiyor, hafta sonlarını televizyon başında geçirmiyordum. Çünkü ev artık “ev”di. Annem oradaydı.

Tabii zorluklar da oldu. Yemekler, ilaç saatleri, “yük olmam” kaygısı yüzünden tartıştığımız anlar… Ama bunlar, kazandığım şeyin yanında değersizdi. Koşulsuz sevgiyi hatırladım. Para mı, statü mü? Umurunda değildi. Sadece yanımdaydı.

Bazen düşünüyorum: Kaç yılımız kaldı? Beş mi, on mu? Bilmem. Ama her akşam mutfaktan gelen çay sesini duyup “Emre, sofraya!” diye çağırdığında, küçük bir cenneti yaşıyorum. Hayatın b

Rate article
Lifequest
Yaşlı Annemi Yanıma Aldığımda Zorluk Bekliyordum Ama Onun Gelişi Her Şeyi Değiştirdi