Çocuklar büyüyüp evden ayrıldıktan sonra, kocam bir köpek sahiplenmek istedi… Ama sakladığım gerçek her şeyi değiştirdi.
En küçük oğlumuz evlenip eşinin yanına taşınınca, ev ansızın garip bir sessizliğe gömüldü. Eskiden kahkahalarla, ayak sesleriyle, kapıların çarpmasıyla çınlayan odalar şimdi devasa ve bomboş geliyordu. Kocam Cem’le baş başa kalmıştık. Masada iki bardak. Kanepede iki yastık. Zamanın donduğu hissi…
“Belki bir köpek alalım?” dedi bir akşam pencereden dışarı bakarken. “Evde bir nebze hayat olur…”
İçimde bir şeyler sıkıştı. Bu cümleyi bekliyordum ama duymaktan korkuyordum. Cem, özellikle çocuklar küçükken hep köpek hayali kurardı. O zamanlar ne zaman ne maddi imkân ne de uygun şartlar vardı. Şimdiyse özgürlük, geniş bir ev… ve onu kemiren yalnızlık.
“Cem, canım…” Çay bardağını bırakıp ona baktım. “Seni anlıyorum. Gerçekten. Ama… Alerjim var biliyorsun. Bir hayvanla aynı evde yarım gün bile kalamam.”
Gözlerini pencereden çevirip baktı:
“Alerji yapmayan cinsler varmış. Labradoodle, kaniş… Hiç olmazsa bir araştıralım?”
İç çektim. Yıllardır bu hayali taşıyordu. Ama benim için kapris değildi bu; çocukluğumdan beri hayvan tüylerine dayanamam. Otobüste yanıma bir kedi otursa gözlerim şişer, nefesim daralır. Üzerinde tüy olan bir kazağa dokunduğumda acile kaldırıldığım bile oldu.
“Rüyanı yıkmak istemem. Ama risk alamam. Nöbet geçirirsem hastanelik olurum. Hem sürekli tetikte yaşamak…” Sesim titredi.
Yanıma gelip sarıldı.
“Özür dilerim. Çocuklar gidince dayanamıyorum. Bir köpek bize eşlik eder diye düşündüm…”
“Başka bir yol bulalım mı? Birlikte. Sıcaklık hissetmek için evde birini beslemek zorunda değiliz ya.”
Günlerce düşündük. Ben gönüllü işler, kurslar önerdim; o balık, hamster, hatta papağan. Ama hiçbiri köpek fikri kadar ona dokunmadı.
Derken bir akşam yemeğinde:
“Barınakta gönüllü olmaya ne dersin?” dedi. “Evde değil, orada. Sen uzaktan yardım edersin. Belki tam da aradığımız şeydir.”
Mantıklı geldi. Denemeye karar verdik.
O ilk cumartesi hâlâ gözümün önünde. Barınaktaki ilaç, talaş ve ıslak kum kokusu… Köpekler bizi görünce adeta “Bizi sevecek biri!” dercesine havlıyordu. Cem, sahibi vefat eden yaşlı bir boksörle hemen arkadaş oldu. Bense kedilerle ilgilendim – onlara alerjim yoktu. Kapları yıkadım, eldivenle okşadım, onlarla konuştum… Ve yıllar sonra ilk kez “yaşadığımı” hissettim.
Her hafta sonu gittik. Artık onlardan biriydik. Cem köpekleri gezdirdi, kulübeleri tamir etti. Ben mama getirdim, sosyal medyadan sahiplendirme postları attım. Zamanla bu, yeni rutinimiz oldu. Bir nevi kalabalık aile hayatının yerini tuttu.
Çocuklar ziyarete geldiğinde, “koruyucu aile” olduğumuz hayvanların hikâyelerini anlattık. Bir köpek yeni yuva bulunca hep beraber sevindik.
“Anne, gözlerin ışıl ışıl,” dedi bir gün kızım Zeynep. “Yıllardır böyle




