Kaynana çocuk bakma teklif ettiğinde asıl niyetini sonradan anladım
Mehmet’le oğlumuz doğduğunda, kaynanamdan yardım beklememiştim. Kendi başımıza idare edecektik. Yorgunluk, uykusuz geceler… Hepsi bizim tercihimizdi. Kaynana arada bir saatliğine uğrar, poğaça getirir, resmi bir gülümsemeyle çekip giderdi. Bu mesafeli ilişkiye alışmıştım ta ki bir çarşamba sabahı telefonum çalana dek:
“Yarın ya da hafta sonu bebeğe bakabilirim, istersen.”
Neredeyse telefonu düşürüyordum. Öncesinde en ufak bir ima bile yoktu. Soğuk nezaket perdesi arkasındaki bu ani ilgi neden?
Kabul ettim; hem minnetle hem kuşkuyla. Acaba yakınlaşmak mı istiyordu? Değişmiş miydi?
Cumartesi günü oyuncaklar, tülbentler ve biberonla geldi. “Çok özlemişim,” deyişindeki samimiyet şaşırtıcıydı. İçimdeki güvensizliği bastırdım. Aylar sonra ilk kez tek başıma sokakta dolaştım, ciğerlerime temiz hava dolmuştu.
Ziyaretleri düzenli hale geldi. Haftada bir, sonra iki… Her seferinde kendi arar, “Ne zaman gelsem?” diye sorar, mama getirir, ihtiyaçlarımızı öğrenirdi. Mehmet seviniyordu: “Görüyor musun, aramız düzeliyor.” Lakin içimde bir şeyler kemiriyordu. Her şey fazla kusursuzdu. Sevgi dolu bir nine maskesinin altında saklı bir plan varmış gibi.
Gerçeği mutfak kapısının aralığından öğrendim. Salonda unuttuğu telefonun ekranında “Emlakçı Kerem” yazıyordu. Sonra mutfaktan gelen fısıltıyı duydum:
“Evet, evi gösterebilirsiniz. Ama sadece torunumu aldığım günlerde. O günler anahtarlar bende oluyor.”
Donakaldım. Parçalar yerine oturdu. Onun “yardımı” samimiyet değil, kurgulanmış bir bahaneydi. Boş eve alıcı getirmek için torunu kullanıyordu.
Mehmet’e çaktırmadan sordum:
“Annen ev mi satıyor?”
Omuz silkti:
“Galiba. Belki daha küçük bir eve geçmek istiyordur…”
İşte buydu. Sevgi değil, hesap. Biz çocukla birlikte onun planlarına alet olmuştuk. Aile değil, kullanışlı birer araçtık.
Ağlamadım, öfkelendim. Çünkü inanmıştım. Aramızdaki buzlar erimiş sanmıştım. Oysa bizi emlak çizelgesine not düşmüştü.
Ertesi gün kibarca reddettim teklifini. Suçlamadan, drama girmeden: “Sağ olun, kendimiz hallederiz.” Odada oğlumla yalnız kaldığımda, ilk kez yorgunluk hissetmedim. Çünkü artık maskeler düşmüştü. Güven kırılgan bir iptir; gizli hesaplarla örülmez.




