İlişkimizin en başında Mert net bir şekilde mesajını vermişti: Ev işlerine karışmayacaktı. “Ben para kazanıyorum, aileyi ben geçindiriyorum, ev işleri de tamamen senin sorumluluğunda,” demişti. O an, aşkın gözü kör etmişti beni; her şeyi tek başıma halledebileceğime inanarak kabul etmiştim bu şartları.
Yıllar geçtikçe yorgunluk birikti. Ben de tıpkı kocam gibi çalışıyordum, ama eve döndüğümde beni bitmek bilmeyen işler bekliyordu: temizlik, yemek, çamaşır, çocukların ödevleri… Mert ise işten gelince dinleniyor, “Ben görevimi yaptım,” diye düşünüyordu. Yardım istediğimde hep aynı cevabı veriyordu: “Baştan anlaşmıştık zaten.” Çaresiz kaldığım anlarda, yaşadıklarımı ablam Sibel’e anlattım. O da bana, “Mert’in fikirlerini baştan biliyordun, kabul ettin,” diye hatırlatıyordu. “Hele bir de kendini haklı görüyorsa, bir adamı değiştirmek zordur,” diye ekliyordu.
Çocuk doğunca işler daha da zorlaştı. Mert’in babalık duygusuyla değişeceğini ummuştum, ama o bildiğim Mert’ti. Bebekle ilgili her şey bana kaldı. Mert yorgunluğunu ve işinin önemini bahane ediyor, “Ailenin geçimini sağlamak benim asıl görevim,” diyordu. Kendimi yapayalnız ve anlaşılmamış hissediyordum. Arkadaşlarımla konuştukça içim daha da acıyordu; onların eşleri ev işlerine yardım ediyor, çocuklarla ilgileniyordu. Hayatlarını benimkisiyle kıyasladıkça, içimdeki kırgınlık büyüdü.
Bir gün dayanamayıp Mert’e yüreğime dolan her şeyi anlattım. Beni dinledi, ama cevabı hiç şaşırtıcı değildi: “Baştan biliyordun neye girdiğini. Ben değişmedim, değişmeyeceğim de. Beğenmiyorsan, ne yapacağına sen karar ver.” Bu sözler kalbimi derinden yaraladı. Aslında asla olmayacak değişiklikler için umut beslediğimi anladım.
Şimdi önümde bir seçim var: Ya böyle bir evliliği sürdürüp mucize bekleyeceğim, ya da köklü bir değişikliğe adım atacağım. Biliyorum ki ben de saygıyı ve desteği hak ediyorum. Her kadın, emeğine değer veren, mutluluğu da zorluğu da paylaşmaya hazır bir hayat arkadaşına layıktır.




