Anne, Belki de Üç Çocuk Doğurmamalıydın

“Anne, on beş yıldır birlikteyiz ama belki de üç çocuk yapmamalıydık…” Bunları oğlumdan duyduğumda yer yarıldı sanki altımda. Bu nasıl mümkün olabilirdi? Gözümün nuru, hayatımın gururu, sevinci, dayanağım olan oğlum bunları nasıl söyleyebilirdi? Gözümün önüne geldi lise yılları, o zamanki kız yüzünden çektiği acılar… Serra… Sınıfta onunla dalga geçen, dedikodular yayan, her fırsatta işini zorlaştıran o kız. Şimdi onun yüzünden her şeyi yıkmaya hazırdı—ailesini, çocuklarını, emeklerini, hayatını…

Serra’yı tüm detaylarıyla hatırlıyordu. Nasıl oğluna tuzaklar kurduğunu, onun ise sessizce katlandığını… Oysa güreşçiydi, karşılık verebilirdi. Ama terbiyeli, adaletli bir çocuktu. Öyle ki kendisi bile dayanamayıp müdüre gitmek, okulunu değiştirmek istediğinde oğlu, “Boş ver anne” diye geçiştirirdi. Katlanırdı…

Liseden sonra Eren, adeta yeniden doğmuştu. Üniversiteyi kazanmış, çalışıp kendini geliştirmiş, saygın biri olmuştu. Ta ki o kapıya gelene kadar… Ta ki Serra tıpkı bir kabus gibi geri dönene dek. Ve oğlu, hipnoz olmuş gibi ona yaklaştı. Âşık oldu, her şeyi affetti, onunla bir gelecek kurmaya başladı. Hatta düğün arifesinde başka biriyle kaçıp onu terk ettiğinde bile kin beslemedi. Kırılmıştı ama yıkılmamıştı…

O faciadan sonra Eren, komşularının kızı Elif’le evlendi. Üç çocuk yaptılar, bir ev aldılar. Elif fedakârdı, sessiz, düzenli, evine bağlıydı. Çocuklarını büyütürken hiç şikâyet etmezdi. Hayat nihayet rayına oturmuş gibiydi.

Derken bir gün, İstanbul’a Serra döndü. Oğlumun hayatına yeniden bir yangın gibi girdi. Bir tesadüf, birkaç kelime… Ve Eren değişti. Elif’i hiç sevmediğini, çocukların bir hata olduğunu, hepsinin Serra’yı kaybetmenin acısıyla yapıldığını soğukkanlılıkla anlatıyordu. Sanki bir denklem hatasından bahsediyordu, yıllardır yürüdüğü yoldan değil…

Kulaklarına inanamadım. Unutmuş muydu Serra’nın onu nasıl aldattığını? Neden inanıyordu şimdi ona? Doğu’da işleri bozulunca dönmüştü, yine her şeyi yakıp yıkmak için…

En korkuncu, gitmeye hazırdı. Elif’i, üç çocuğunu bırakacaktı. Aklı durmuştu sanki, sadece o eski saplantı kalmıştı içinde…

Torunlarıma nasıl anlatırdım babalarının onları bırakacağını? Elif’in gözlerine nasıl bakardım? Yüreğim parçalanıyordu. Oğlum, kimsenin gözyaşı dökmesin diye uğraştığım çocuğum, şimdi başkalarının acısına sebep oluyordu.

İlk kez çaresiz hissediyordum. Çünkü Eren büyümüştü artık. Ama bir anne sessiz kalabilir miydi? Yıkılırken ailesinin yanında durmaz mıydı?

Biliyordum; savaşacaktım. Elif için. Torunlarım için. Oğlumun kendini kaybetmemesi için. Bu kadının bir kez daha her şeyi yakmasına izin vermeyecektim. Gerekirse kendi evladıma karşı durarak… Çünkü bazen annelik sevgisi, onaylamak değil, korumaktı. Kimse istemese bile…

Rate article
Lifequest
Anne, Belki de Üç Çocuk Doğurmamalıydın