Kaynana beni reddediyor, ama acı çeken benim kızım. Adalet nerede?
Etrafımdaki tanıdıklarıma baktım, anladım ki pek azının kaynanasıyla sıcak ilişkileri var. Ama benim durum daha da kötü—bizimkisi sadece gergin değil, dipsiz ve buz gibi bir uçurum gibi. Bana tahammül edememesine razıyım, ama bu soğukluğun kendi torununa, henüz tek torununa da sıçramasını nasıl açıklayabilirim? Bu beni derinden yaralıyor ve içinde en ufak bir mantık bulamıyorum.
Açıkçası, ben de ona karşı sıcak hisler beslemiyorum. Açık açık kavga etmiyoruz, büyük sahneler çıkarmıyoruz—sadece iki gölge gibi birbirimizden kaçıyoruz. Hayatımızla hiç ilgilenmiyor, sadece oğlunu, yani kocamı arıyor. Bana ise ancak o telefona çıkmadığında, mecbur kalınca mesaj atıyor. O anlarda sesi kupkuru, sadece onu soruyor, torununun nasıl olduğunu sormaya bile tenezzül etmiyor. Yüreğime bıçak gibi saplanıyor—acımasız ve soğuk.
Üç ay önce kızım dünyaya geldi. Bu sürede kaynanam—adına Ayşe Teyze diyelim—bizi sadece üç kez ziyaret etti, oysa İzmir’in küçük bir ilçesi olan Seferihisar’da yaşıyor ve arabayla sadece elli dakika uzakta! İlk ziyaretini hastaneden çıkış günü yaptı. Geldi, kısacık bir “tebrikler” dedi, on beş dakika oturdu ve “acil işler” diyerek çekip gitti. Böylece bebeğe dokunmayı bile reddetti, “küçük çocuklardan korkuyorum, ya bir şey olursa” diyerek. Şaşkınlıktan donup kaldım. Kendi oğlunu büyütmüş bir kadın, ilk torununa böyle kayıtsız kalabilir mi? Kucaklamak, sarılmak, o küçük mucizenin sıcaklığını hissetmek istemez mi insan?
Bir ay sonra aniden fotoğraf istedi. Kocam itaatkâr bir şekilde gönderdi, ama Ayşe Teyze bir daha gelmedi. Karşılığında neşe dolu mesajlar yolladı: “Ne güzel bir kız, ne kadar tatlı, ne kadar sevimli!” Ağzıyla torununa bayıldığını, onu görmeyi çok özlediğini söylüyordu. Ama sözler rüzgâr gibi geçiyor, yalanlarını alıp götürüyordu.
Geçenlerde Ayşe Teyze’nin doğum günüydü. Tabii ki bizi de çağırdılar—formaliteler ihmal edilmez ya. O akşam nihayet bebeği kucağına aldı, ama sadece bir anlığına—göstermelik mutluluk fotoğrafı çekmek için. Sonra bir şey dokunmuş gibi hemen bana uzattı: “Al çabuk, ben beceremiyorum.” Öfkeden nefesim kesildi. İçimde fırtına gibi bir öfke kabardı, her şeyi silip süpürecekmiş gibi. Nasıl bu kadar duygusuz olunabilirdi?
Eve paramparça geri döndüm, boğazımda bir düğüm diyordum, içim bomboştu. Sonra o fotoğrafı sosyal medyaya atıp “Sevgili torunumla” diye paylaştığını gördüm. Bu kadının ikiyüzlülüğünün sınırı yoktu! Ekrana bakarken gözlerim yanıyordu—hem öfkeden, hem çaresizlikten.
Uzun süre kendime gelemedim. Arkadaşlarımla buluştuğumda içimi döktüm. Bazıları kafa sallayıp “Normal bir büyükanne böyle davranmaz, bu yüzsüzlük!” dedi. Bazıları ise onu savunmaya çalıştı: “Çocuk çok küçük, Ayşe Teyze yaşlı, belki gerçekten kırılacak diye korkuyordur.” Ama hiçbiri içimdeki adaletsizlik çığlığını bastıramadı. Adalet nerede, benim masum kızım bu kayıtsızlığın kurbanı olurken?




