“Eğer yemek yapmak sana bu kadar zor geliyorsa, belki de gitmelisin ve biz sen olmadan hallederiz?” diye çıkıştı kayınvalidem, kocam da onu destekledi…
Hiç düşünmezdim ki bir anda hayatım altüst olacak. İhanetin dışarıdan değil, en çok güvendiğim insanlardan geleceğini… Sadece bir konuşma, kayınvalidem Lale Hanım’la, ve anladım ki kendimden başka güvenecek kimse yok. Her şey, tuhaf bir şekilde, basit bir cümleyle başladı: “Annem dinlenmeye ihtiyacı var. Yorgun düştü. Birkaç haftalığına gitsen, onu rahatsız etmesen?” dedi kocam. Benimle yaşlanmayı hayal ettiğim adam. Yedirdiğim, giydirdiğim, her konuda destek olduğum adam. Ve her şey bunun için miydi?
Murat, kocam, yine bir iş seyahatine çıktı. Fabrikalarda makine ustası olarak çalışıyor, sık sık farklı şehirlere gidiyordu. Şikayet etmedim; eve iyi para getiriyordu, zorluk çekmiyorduk. Teyzemden kalan iki odalı evimizde yaşıyorduk. Ona uygundu, bana huzurlu. Sorun şuydu ki, her gidişinde annesi, Lale Hanım, “ziyarete” geliyordu. Habersiz, kapıyı çalmadan, izin istemeden. Bir fırtına gibi kapıda belirir, anında kurallarını dikte ederdi: ne pişireceğimi, nasıl temizlik yapacağımı, çarşafları nereye koyacağımı, hangi ürünleri alacağımı…
Susuyordum. Nazik olmaya çalışıyordum. Yaşlı bir insan, yalnız hissetmiş olabilir, ona ilgi gösteririm diye düşündüm. Ama şükran yerine sadece eleştiri aldım. “Çorba yapmasını bilmiyorsun,” “Köşelerde toz birikmiş,” “Patates doğramayı bilmiyorsan çocukları nasıl büyüteceksin?” Sonra iş daha da ileri gitti. Gitmemi istedi. Kendi evimden. Yorulmuş ve mutsuz olduğu için “sonunda rahat bir uyku çekebilsin” diye. Benim evimde! Peki ben nerede kalacaktım? Bir arkadaşımda mı? Gar mı?
Bir gün kocamla konuşmaya karar verdim. Umutla, sesim titreyerek Murat’ı aradım. Her şeyi anlattım. Destek bekliyordum. Ama o… Şaşırmadı bile. “Annem gerçekten yoruluyor. Akıllı ol, biraz sabret. Bir yere gidersin, sonra konuşuruz…” Nereye gideceğimi sormadı. Bir otel önermedi. Karısı olduğumu, evin hanımı olduğumu, gelecekteki çocuklarının annesi olduğumu hatırlatmadı.
O an sondu anladım. Burada sevgi yoktu. Sadece aşçı, hizmetçi ve temizlikçi olarak kullanılan bir kadın vardı. Ne duygu vardı, ne saygı. Ona dedim ki: “Annenle kalmak istiyorsan kal. Ama boşanma davası açıyorum.” İkna etmeye çalışmadı. Sadece sustu. Birkaç gün sonra geldi, sessizce eşyalarını topladı ve köydeki evine, annesinin yanına gitti. Ben kaldım. Kendi evimde. Yalnız. İçim bomboştu.
Ağlamadım. Artık ağlayacak göz yaşım kalmamıştı. O annesini bana tercih ettiğinde hepsi kurumuştu. Şimdi sadece yaşıyorum. Sessizce. Kavgasız. Başkalarının eleştirileri olmadan. Kırgınlık yok. Bazen onu düşünüyorum, kalbim sızlıyor. Ama sonra “gitmelisin” dediği anki sesini hatırlıyorum ve rahatlıyorum. Çünkü asıl giden oydu. Giden sevgimizdi. Ben kaldım. Güçlü. Tam. Gerçek.
Şimdi her sabah uyandığımda biliyorum ki, bu gün benim. Ve artık hiçbir Lale Hanım, bana nasıl yaşayacağımı dikte edemeyecek.




