İstenmeyen Ziyaretlerde Bulunan Kayınvalideyi Vazgeçirme Planım: Beklenmedik İntikamım

Evleneli daha çok olmamıştı ki, hayatımın en büyük sınavının kayınvalidem olduğunu anladım. Eşim Emre ile yeni bir hayata başlarken düğün, taşınma gibi zorlukları atlattığımı sanıyordum. Ama asıl sınav, Emre’nin annesi Gülten Hanım’ın bitmek bilmeyen “habersiz ziyaretleri” oldu.

Başta masum görünüyordu: İzmir’deki evimize “şöyle bir uğrayayım” diye gelir, mercimek çorbası getirir, akşam yemeğinde ne pişirdiğimizi kontrol ederdi. Ama bu “şöyle bir uğrayışlar” saatler sürer, haftada bir gelen misafirliği günlük bir işkenceye dönüşürdü. Kapı zilini duyduğum anda içim daralıyor, “Gülten Hanım yine kontrol için geldi” diye düşünüyordum.

Bana açıkça hakaret etmezdi, hatta sürekli övgüler yağdırırdı. Ama öyle bir tonla ki, altından mutlaka bir laf çıkardı. “Ayşe çok güzel yemek yapıyor, gerçekten harika bir gelinim var!” diye bağıra bağıra söyler, sonra eklerdi: “Tabii benim tarhanamın yanına yaklaşamaz ama olsun, zamanla öğrenir.”

En sinir bozucu olan ise hiç haber vermeden gelmesiydi. Sabah kalkar, otobüse biner, şehri boydan boya geçer ve aniden kapımızda belirirdi. Üstelik genelde misafirimiz olduğunda! İşte o zaman sahne alırdı. Bir anda kalbini tutar, “Çay ikram etmedin!” diye söylenirdi. Ya da banyodaki havluların rengini beğenmez, “Bu ne renk böyle?” diye sorardı. Tüm bunları arkadaşlarımın ya da ailemin önünde yapardı.

Ama bardağı taşıran son damla, bir gün işten döndüğümde tüm iç çamaşırlarımı dolabımdan çıkarıp “Doğru yıkama tekniğini” anlatması oldu. O kadar utandım ki yerin dibine geçmek istedim. Ama sesimi çıkarmadım, çünkü Emre, annesiyle tartışmama izin vermiyordu. “O sadece sevgisinden böyle yapıyor” diyordu.

“O seni çok seviyor!” diye ısrar ederdi Emre. “Seni hep övüyor, nasıl alınırsın?”
“Övgü mü? İki yüzlülük bu! Sen yokken nasıl davrandığını görmüyorsun.”

Emre’yle sadece bir yıl evli kaldık, ama o bir yılda on yaş yaşlandım. Sürekli gergin, yorgun ve mutsuzdum. Eşimi seviyordum, boşanmayı düşünemezdim. Ama artık susamazdım.

Sonra bir mucize oldu: Gülten Hanım âşık oldu! Altmışına merdiven dayamışken dul bir adamla tanıştı ve birden evimize uğramaz oldu. İçimden ne kadar sevindiğimi bile itiraf etmekten utandım. Ama bu rahatlık uzun sürmedi.

Kısa süre sonra evlenmeye karar verdiğini açıkladı. Duygularım karışıktı: Bir yandan rahatlamıştım, bir yandan da “O kendi hayatını yaşıyor, ben hâlâ kendi evimin içinde tedirginim” diye içim acıyordu. İşte o zaman aklıma bir fikir geldi: Madem habersiz gelmeyi bu kadar seviyordu, ona kendi ilacından tattıracaktım.

Ve nihayet o gün geldi. Evinde nişanlısı vardı. Kapıyı çaldım, Gülten Hanım açtı ve hiçbir şey diyemeden içeri daldım, sanki burası benim evimmiş gibi.

“Merhaba Gülten Hanım, eviniz ne kadar şirin böyle! Bu perdeler harika, ben de aynısından almalıyım. Temizlik malzemelerinizi nereden alıyorsunuz? Her yer pırıl pırıl!” diyerek odaları gezdim.

Tıpkı onun bize yaptığı gibi yaptım: Habersiz yatak odasına girdim, mutfağı kokladım, kanepe minderlerini düzelttim. Tabii nişanlısının önünde şunu da eklemeyi unutmadım:
“Sizi daha sık ziyaret etmeliyim, bana hiç gel demiyorsunuz! Oysa sizi çok seviyorum!”

Gözünün seğirdiğini, içinin gittiğini görebiliyordum. Nişanlısı şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Akşama kadar orada kaldım, en ufak bir mahcubiyet duymadan. Sonra bir kraliçe edasıyla çıkıp gittim, ardımda hafif bir kaos bırakarak.

O günden sonra Gülten Hanım bir daha asla habersiz gelmedi. Emre şaşkındı, annesi artık onun davetlerine bile “olmaz” diyordu. Ben ise omuz silktim:
“Belki yoruldu. Ya da artık bizim kendi hayatımız olduğunu anladı.”

Bazen insanlar, kendi davranışlarının tadına bakmadıkça anlamazlar. Onlara kendi ilaçlarını tattırmak gerekir ki, ne kadar acı olduğunu anlasınlar!

Rate article
Lifequest
İstenmeyen Ziyaretlerde Bulunan Kayınvalideyi Vazgeçirme Planım: Beklenmedik İntikamım