Bugün 8 Mart. Kadınlar Günü. Ama benim için huzurlu bir gün olmayacak. Sabah gözlerimi açtığımda içimde bir öfke vardı. Üşümüyordum, sadece sinirlerim bozuktu. Aynanın karşısında oğlum Efe’yi giydirirken, gerginliğimi bastırmaya çalışıyor, bu günü nasıl geçireceğimi düşünüyordum. Çünkü bugün yine kayınvalidemi ziyaret edeceğiz. O ziyaretler demek, zoraki gülümsemeler, alaycı sözler, sürekli eleştiriler ve ustalıkla hissettirdiği suçluluk duygusu demek.
“Yine surat asıyorsun, Elif!” dedi Murat, montunu giyerken. “Kaynanamı görmek istemediğini söyleme bana.”
“Gerçekten neden istemediğimi anlayamıyor musun?” diye mırıldandım dişlerimin arasından. “Yine bana çatacak, Efe’yi nasıl yanlış yetiştirdiğimi söyleyecek, bir kerecik bile ‘Nasılsın?’ diye sormayacak. Şu evin yükünün tamamen bana kaldığını, sabah akşam çalıştığımı bir kere olsun fark etse…”
“Sen evden çıkmıyorsun ki!” diye güldü hafiften.
“Evden çalışmak demek, bütün gün kanepede yatmak mı sanıyorsun? Yoksa elektrik, yemek, kıyafetler kendiliğinden mi geliyor eve?”
Murat alındı. Paranın konuşulmasından hoşlanmazdı. Oysa gerçekler ortadaydı: Benim freelance grafik tasarımcı olarak kazandığım, onun depo güvenlik görevlisi maaşının üç katıydı.
“Belki sen tek başına gitsen?” diye bir şans daha verdim.
“Bugün 8 Mart, Elif. Annemi görmezden gelemezsin.”
İki saat sonra, Kayınvalidem Sevgi Hanım’ın Esenyurt’taki tek odalı evindeydik. Köşede, katlanır sandalyede dergi karıştıran kişi ise Murat’ın yeğeni Sibel’di. Yirmi yaşındaydı ve ailesi bir kazada hayatını kaybedince, Sevgi Hanım onu yanına almıştı. Ben ve Sibel hiç anlaşamazdık. Ve fark etmemek mümkün değildi ki, kayınvalidem açıkça torunu Efe yerine ona daha çok ilgi gösteriyordu.
“Biz akrabalarla konuştuk,” dedi Sevgi Hanım, kutlama masasında. “Bu evi Sibel’e yazacağım. Sizin zaten eviniz var, onun ise hayata sıfırdan başlaması lazım.”
Birkaç gün sonra evin tapusu Sibel’e geçti. Ama şartı vardı: Sibel, Sevgi Hanım vefat ettikten sonra taşınacaktı. Fakat kader başka türlü oynadı. Üç hafta sonra Sevgi Hanım ağır bir felç geçirdi. Hayatta kaldı, ama artık yardımsız yaşayamıyordu.
“Annemle yaşamamız lazım,” diye dikte etti Murat. “O tek başına halledemez.”
İçimde biriken öfkeyi yutkundum. Gerçekten de taşındık. Ama Sevgi Hanım’la ilgilenme işi—yemek yedirme, yıkama, temizlik, çarşaf değiştirme—tamamen bana kalmıştı. Murat işe gidiyor, Sibel üniversiteye ve erkek arkadaşına. Ben ise hem çalışıyordum, hem evin bütün yükünü çekiyordum, hem de artık bir bakıcıya dönüşmüştüm.
“Murat, belki Sibel yardım edebilir? Sonuçta ev onun olacak,” diye dayanamadım bir akşam.
“O öğrenci, bir de sevgilisi var. Buraya mı getirsin onu? Hem sen evdesin işte.”
“Evdeyim. Çalışıyorum. Ve her şey bana kalıyor.”
“Sıkıldın değil mi?” diye alay etti. “Annem—ve sen ona bakacaksın. Onu bırakacak değilsin ya?”
“O senin annen. Benim için sadece kayınvalide. Zorunlu değilim. Sen benim anneme bakmazdın. O yüzden bir bakıcı tut.”
“Sen mi ödeyeceksin onu?”
“Kendi emekli maaşından. Ya da kendi maaşımdan.”
“O zaman bana ne gerek var senin gibi bir kadınla?” diye soğuk bir sesle konuştu. “Git, bak bakalım nasıl.”
O gece tavana bakarak yattım. Düşünceler dönüyordu kafamda. Beni kullanıyordu. Hem eş, hem hizmetçi, hem bakıcı olarak. Sibel, mirasçı olmasına rağmen ortada yoktu. Ve ben kendimi her gün tüketiyordum.
Sabah, Murat işe gittikten sonra eşyalarımı topladım. Efe’nin elini tutup kendi evimize döndüm. Telefonumu kapattım. Sadece bir mesaj attım: “Artık her şey olmaktan bıktım. Bol şans.”
Akşam Murat öfkeyle geldi.
“Ya geri dönersin, ya boşanırız!” diye hırladı gözleri kızarmış bir halde.
“Sen bilirsin,” diye sakin cevap verdim. “Ama bu sefer davayı ben açacağım. Kimsenin bana ‘teşekkür’ bile demediği bir ev ve insan için kendimi feda etmek zorunda değilim.”
“Görürüz bakalım, sonra pişman olma!”
“Hayır, zaten pişmanım. Bu kadar beklediğim için. Şimdi ise özgürüm. Sana sadece Efe için teşekkür ederim.”
Bir ay sonra, anlaşmalı olarak boşandık. Murat özür dilemedi. Ben de aramadım.
Altı ay sonra duydum ki Sevgi Hanım vefat etmiş. Ve Sibel—o sevgili yeğeni, her şeyin onun için yapıldığı kız—amcasını bir eşya gibi kapı dışarı etmiş.
Hayat her şeyi yerli yerine koydu. Ve ben, zamanında ayrıldığım için hiç pişman değilim.




