Küçük bir kasabada, herkesin birbirini tanıdığı, hayatın kendi kurallarıyla aktığı bir yerdeydik. İş imkanları kısıtlıydı, çoğu insan kendi geçimini bahçesinden, balıkçılıktan veya avcılıktan sağlıyordu.
Bizim ailemiz de farklı değildi. Yarım dönüm sebze bahçesi ve yirmi dönümlük meyve bahçesi, iyi bakıldığında bizi doyurmanın yanı sıra biraz para kazanmamızı da sağlıyordu. Kocam balık tutmayı severdi, ben ise ev işleriyle, hayvanlarla ve kümes hayvanlarıyla ilgilenirdim. Çocuklarımızı küçük yaştan itibaren çalışmaya alıştırmıştık; her birinin kendine göre görevleri vardı: kimisi tavukları besler, kimisi sebze yataklarını çapalardı.
Yakınımızda Şennur adında bir kadın yaşıyordu. Onun doğurganlığı tüm kasabada konuşulurdu: ondan fazla çocuğu vardı. Ne Şennur ne de kocası Cemal çocuklarını geçindirmek için çaba gösteriyordu. Toprakları bakımsızdı ve komşular kiraya alsa bile, ailenin aşırı istekleri yüzünden kısa sürede bırakıyorlardı.
Şennur ve Cemal’in tek uğraşı dilenmekti. Komşular merhamet gösterip yardım ederdi: kimisi bir sepet patates, kimisi yumurta, et veya meyve verirdi. Şennur’un çocukları sık sık bizim eve de gelir, karınlarını doyurmak için bahçede çalışmayı teklif ederlerdi. Ben de onları geri çevirmez, sık sık yardımlarını kabul ederdim.
En çok aklımda kalan, Şennur’un büyük oğlu Emir’di. O her zaman üzerine düşeni yapmaya çalışır ve asla aç gitmezdi.
Bir gün Cemal, içkiyle olan mücadelesini kaybetti ve Şennur’u çocuklarla başbaşa bırakarak bu dünyadan ayrıldı. Şennur ise çocuklarına karşı ilgisiz kaldı. Belediye başkanı duruma müdahale etti ve çocuklar yurtlara yerleştirildi.
Emir de gitti. Biz onu çok sevmiştik ve yokluğu bizi derinden etkiledi. Yurdun yerini öğrendikten sonra, ayda birkaç kez onu ziyaret etmeye başladım. Uzun düşünceler ve kocamla yaptığımız konuşmalar sonucunda, Emir’in velayetini alıp onu ailemize katmaya karar verdik.
Emir bizi tanıyordu, biz de onu. Kendi çocuklarımızla da iyi anlaşıyordu. Bu yüzden ailemize katılması hiç zor değildi. Zamanla her işte bize destek olan gerçek bir yardımcımız oldu. Diğerlerinden büyük olmasına rağmen, asla üstünlük taslamaz, küçük kardeşlerini korur ve onlara yardım ederdi.
Zaman geçti, çocuklar büyüdü, okullarını bitirdi, kimisi meslek lisesini, kimisi üniversiteyi tamamladı. Kendi ailelerini kurup Türkiye’nin dört bir yanına dağıldılar. Emir de meslek lisesinden sonra başka bir şehre taşındı.
Şimdi ellilerini geçmiş durumda. Harika bir ailesi var, iki çocuğu olan bir baba. Biz de onları öz torunlarımız gibi seviyoruz. Emir’den her zaman bir sevgi ve şefkat ışığı yayılır, ona gösterdiğimiz ilgi için minnettarlığını hiç gizlemez. Onu yurttan alıp ailemize kattığımız için ne kadar doğru bir karar verdiğimizi her gün görüyorum.
Hayat bize şunu öğretti: Gerçek aile, kan bağından değil, kalpten gelen sevgiden oluşur.




