Bugün, bir haftalık “tatil”den sonra aslında evde çocuk bakmanın ne demek olduğunu anladığım günü not etmek istiyorum.
Birçok erkek, doğum izninin kadınlar için dinlenme vakti olduğunu düşünür. Sanki tüm gün çocukla oynayıp keyif çatacaklarmış gibi. Oysa gerçek hiç de öyle değilmiş. Bizim ailemizdeki bu küçük hikâye, bu yanılgıya düşenlere ibret olsun.
Evimizde, yaşları birbirine yakın iki küçük “afacan” büyüyor. Bu iki enerji topu, evi savaş alanına çevirmekte üstlerine yok. Bir gün korsanların esiri, ertesi gün vahşi ormanların kâşifi oluyorum. Üstelik bu keşmekeşin arasında yemek, temizlik, alışveriş gibi işler de benim üzerimde. Her şeyi zamanında halletmek, eşim Mehmet işten döndüğünde evin düzenli ve sofranın hazır olması için uğraşıyorum.
Mehmet, bir fabrikada çalışıyor ve ailemizin geçimini sağlıyor. Ona yorgunluğunu unutturacak bir ortam hazırlamaya çalışıyorum. Akşamları çocuklarla vakit geçirip masal okuyor, legolarla oynuyor. Ama maddi durumumuz pek de iç açıcı değil. Krediler, faturalar derken her kuruşu hesaplayarak geçiniyoruz.
Derken beklenmedik bir darbe geldi: Fabrikada yeniden yapılanma başladı ve Mehmet’in işine son verildi. İki aylık maaşını tazminat olarak aldı ama moralini toparlayamadı. Kendini işe yaramaz hissediyordu. İlk günler koltuğa gömülüp televizyon izledi durdu. “Bir süre sonra kendine gelir, iş aramaya başlar” diye düşündüm. Ama günler geçti, hiçbir şey değişmedi.
Birikimlerimiz eriyordu. Sonunda harekete geçmeye karar verdim. Bir akşam, yine televizyon karşısındaki Mehmet’e dönüp dedim ki:
“Sevgilim, bana iş teklifi geldi. Sen şu an boştasın, ben çalışırken çocuklara sen bakabilir misin?”
Şaşkınlıktan donakaldı:
“Ne? Yani ben… izinli mi olacağım? Çocuklarla evde kalıp temizlik mi yapacağım?”
Gülümsedim:
“Sen hep ‘kadınlar dinleniyor’ demiyor muydun? İşte fırsatın doğdu.”
Kısa bir tereddütten sonra kabul etti. Ona çocuk bakmanın ve ev işlerinin inceliklerini gösterdim. Mehmet, dikkatle not alıyor, hiçbir şeyi atlamamaya çalışıyordu.
İşe ilk döndüğüm gün, eve gelince gördüğüm manzara unutulur gibi değildi. Oyuncaklar ortalığa saçılmış, mutfakta bulaşık dağ olmuş, çocuklar aç ve huysuzlanıyordu. Mehmet mahcup bir ifadeyle karşıladı beni:
“Kusura bakma, akşam yemeğini hazırlayamadım…”
İç çektim, durumu tecrübesizliğine bağlayıp toparlamaya başladım. Ama sonraki günler de aynıydı. Bir hafta sonra Mehmet pes etti:
“Yapamıyorum artık. Bu dinlenme değil, tam bir çile. Hadi çocukları kreşe yazdıralım.”
İşlemleri hızlandırdık, Mehmet de hemen iş aramaya koyuldu. Nihayet yeni bir iş buldu ve hayatımız yavaş yavaş normale döndü. Şimdi geriye dönüp o “izin” günlerine gülerek bakıyoruz.
Bu deneyim ikimiz için de bir ders oldu: Çocuk bakmak dinlenmek değil, sabır ve emek isteyen zorlu bir iş. Artık Mehmet, ev işlerinin ve çocuk yetiştirmenin ne kadar yorucu olduğunu anladığı için bana daha çok saygı duyuyor.




