“Yeter artık naz yapma, acıktım! İki gündür nezle olmak yatmak için sebep mi?”
Kocasının bu basit şeyleri anlamaması, arkadaşımın kaderinde dönüşü olmayan bir nokta oldu. Elif’le daha liseden beri tanışıyoruz. Onu hep güçlü bir kadın olarak gördüm, ama bu evliliğe üç yıl katlanması hâlâ aklımı başımdan alıyor.
Kocası Emre, her şeyi kendi bildiği gibi görenlerdendi. Başın mı ağrıyor, ateşin mi çıktı? Önemli değil, önemli olan akşam yemeğinin vaktinde hazır olmasıydı. Emre için, eşinin rolü aşçı, temizlikçi, hemşire ve psikolog olmayı içeriyordu ama kendisi bu rolleri üstlenmeye pek niyetli görünmüyordu. Hatta biraz şefkat bile beklemek fazlaydı onun için.
Elif, grip sonrası komplikasyonlarla hastanede yattığında bile onu ziyarete gelmedi. Taburcu olduğunda ise ilk sözü, “Akşam yemeğini kimse yapmıyor!” oldu. Elif gece boyunca uyuyamadığını söyleyince, homurdandı: “Aman da aman, dünya kadar yorgun! Öyleyse tembellik yapma da kalk, yemek bekliyor!”
Elif kalktı ama markete değil, doğru nüfus müdürlüğüne gitti. Eşyalarını toplayıp ailesinin yanına taşındı. Kavga etmeden, tartışmadan, sessizce.
Ve haklıydı. Sevgi küfre dönüşünce, orada kalmak kendini parçalamaktan farksızdır. Şimdi Elif yeniden ayağa kalktı, sesinde o eski gücü duyuyorum. Önünde güzel günlerin olduğuna yürekten inanıyorum.




