“Sen ayrılık tohumları ekiyorsun!” — gelinim, yapmadığım bir şeyle beni suçladı.
“Gözümün içine baka baka, evliliklerini yıkmaya çalıştığımı söyledi. İnanabiliyor musunuz?” — titrek bir sesle anlatıyor Leyla Hanım, yorgunluğu yüzüne işlemiş zarif ve yaşlı bir kadın. “Hiç utanmadan, vicdanı yokmuş gibi söyledi. Oysa ben… ben sadece iyilik istemiştim.”
Her şey iki yıl önce, oğlu 27 yaşındaki Emre’nin sıkıntıya düşmesiyle başladı. Henüz kısa bir süre önce taşradan gelen bir kızla, Esra’yla evlenmişti. Çift, İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde kiralık bir dairede yaşıyor, hatta kendi “1+1″leri için biriktirmeye çalışıyorlardı. Ama kriz kimseyi es geçmiyordu: Emre işten çıkarıldı ve kiranın altından kalkamaz hale geldi. İşte o zaman Leyla Hanım, yüreği geniş bir kadın olarak, onları kendi üç odalı evine, Kadıköy’deki dairesine çağırdı.
“Yoksa sokakta kalacaklardı,” diyor acıyla. “Ben de onları kabul ettim. Kendi kanımdan olanı terk etmem.”
Başta her şey yolundaydı. Ama çok geçmeden, Leyla Hanım’ın hazırlıksız olduğu şeyler baş gösterdi. Anlaşılan Esra, ev işlerine pek düşkün biri değildi. Banyoda saç yumakları, yatağın toplanmamış hali, lavaboda bulaşık dağları… Kaynanasına göre, Esra bulaşıkları sadece yiyecek bir şey kalmadığında yıkıyordu — hem de sadece kendine.
“Kendine omlet yapıp yer, tavayı olduğu gibi bırakırdı. Saygı diye bir şey yoktu. Bir şey demeye bile korkuyordum — hemen alınıyor, ‘Beni aşağılıyorsun’ diye. Oysa ben sadece anlamasını istemiştim: Burası bir otel değil, benim evim.”
Leyla Hanım, ilişkiyi düzeltmek için uğraştığını hatırlıyor: Sakin, sevecen konuşuyor, yardım teklif ediyor, öğütler veriyordu. Ama karşılığında sadece sert bakışlar ve serzenişler vardı. Esra, onları davet ettiğine göre artık “ev sahibesi”nin her şeye katlanması gerektiğini düşünüyordu.
“Öyle bir noktaya geldi ki misafir çağıramaz oldum. Kız kardeşim geldi, bu dağınıklığı görüp derin bir iç çekti. Yerin dibine girdim. Ömrüm boyunca düzenli yaşamıştım, şimdi çöplükte gibiydim.”
Oğlu, Emre, olaylara karışmamaya çalışıyordu. “Karışmayın, hallederiz” diyordu. Ama bir gün, dayanamayan annesi sonunda uyardı: Ya karısıyla konuşacaktı, ya da evden ayrılmalarını isteyecekti. Esra’yla konuşuldu ve sonunda biraz olsun temizlik yapmaya başladı. Mükemmel değil, üstünkörü, ama en azından bir şeyler.
Ancak barış uzun sürmedi. Evdeki kavgalar arttı, Esra “temizlikçi değilim” diye bağırıyor, “başkasının kurallarına göre yaşamam” diye tepki gösteriyordu. Emre ona mantıklı davranmaya çalıştıkça, ağzına geleni söylüyor, “anasının kuzusu” diye suçluyor, tabak çanak fırlatıyordu.
Birkaç ay sonra çift taşındı. Yeniden kiralık bir eve çıktılar, kredi çektiler. Leyla Hanım ise uzun bir aradan sonra ilk kez evinde yalnız kaldı.
“O gün, ilk defa koltuğa oturup derin bir nefes aldım. Her yeri parlattım, camı açıp sessizliğin keyfini çıkardım. Kötü niyetli değilim, ama rahatladım hissettim. Kimse kirletmiyor, kimse saygısızlık etmiyor. Evim, yeniden benim oldu.”
Ama huzur çabuk bitti. Taşınmalarından bir hafta sonra Esra Leyla Hanım’ı aradı. Belki özür dilemek, belki teşekkür etmek için… Yok. Arayış sebebi suçlamaktı.
“Sen,” diyordu, “oğlunu kötü yetiştirmişsin. Fazla annesini dinliyor, beni seninle kıyaslıyor. Bizim aile olamayışımızın sebebi sensin! Boşanmamızı istiyorsun!”
Bu sözler Leyla Hanım’a tokat gibi çarptı.
“Ne diyeceğimi bilemedim. Zaten elimden gelen her şeyi yapmıştım. Karışmamıştım, zorlamamıştım, sabretmiştim. Şimdi de onların gözünde ‘ayrılıkçı’ mı olmuştum?”
Esra, Emre’nin sık sık annesini örnek gösterdiğini anlatmıştı: “Annem böyle yapar”, “Annemin evi hep tertemizdir.” Bu onu deli ediyordu, baskı ve manipülasyon olarak görüyordu.
“Bunda ne kötülük var? Ömrüm boyunca temizliğe alışkınsam, evimi düzgün tutuyorsam ve oğlum bunu fark ediyorsa, buna kızılır mı?”
O günden sonra Leyla Hanım gelinle tüm bağlarını kopardı.
“Ona o kadar emek verdim. Yardım etmek istedim. Sonunda bir numaralı düşman oldum. Bırak istedikleri gibi yaşasınlar. Kin gütmüyorum. Ama daha fazla katlanmayacağım.”
Bunu sakin söylüyor. Ama sesindeki yorgunluk, yılların birikimi. Tek istediği oğluna yardım etmek olan, ama suçlu çıkarılan bir kadının yorgunluğu.
“Peki oğlun? Sizinle görüşüyor mu?”
“Görüşüyor. Ama artık sadece iş için. Geliyor, ev işlerine yardım ediyor. Ama belli ki mesafeli duruyor. Galiba yine iki ateş arasında kalmaktan korkuyor.”
Leyla Hanım pencereden dışarı, akşamın çökmeye başladığı sokaklara bakıyor.
“Ben sadece biraz sıcaklık istemiştim. Biraz sıcaklık, biraz saygı. Çok mu şey bu?”




