Hayatımı Değiştiren Kısa Dönüş

Nasıl Bir Kısa Dönüş Hayatımı Değiştirdi

Ebru yıllardır çocukluğunun geçtiği köye gitmemişti. Ancak bu sefer içinde bir şeyler kıpırdadı—iznini alıp eşyalarını topladı ve akşam trenine bindi. Gece boyunca yolculuk ettikten sonra, sabahleyin çocukluğundan beri bildiği nehir boyunca uzanan patikada yürümeye başladı. Onu köye çeken tek bir şey vardı: annesinin mezarını temizlemek. Ama bu ziyaretin hayatında bir dönüm noktası olacağını henüz bilmiyordu.

Köy mezarlığı onu sessizlik ve yabani otlarla karşıladı. Her yer o kadar bakımsızdı ki, yıllardır kimsenin uğramadığını düşündü. Annesinin mezarı… beline kadar otlarla kaplanmış, haç eğilmiş, ama tepenin üzerinde annesinin en sevdiği çiçekler kendiliğinden açmıştı. Sanki bir işaret, bir hatırlatma, annesinin hâlâ orada bekleyen gölgesi gibi…

Ebru’nun yanaklarından gözyaşları kendiliğinden süzüldü. Annesiyle nehir kenarına yaptıkları gezintileri, onun kızının daha iyi bir hayat süreceğine dair hayallerini hatırladı. Gerçekten de öyle olmuştu—Ebru şehirli bir adamla evlenmiş, taşınmış, “insan gibi” yaşamıştı. Köye ise sadece mezara bakması için kilisedeki yaşlı kadına para gönderiyordu. Şimdi anladı ki, o kadın çoktan bu dünyadan göçmüş…

“Kimin kızısın sen, güzelim?” diye yumuşak bir ses düşüncelerinden çekip aldı.

Ebru arkasına döndü. Önünde başörtülü, minyon bir yaşlı kadın duruyordu. Yabancı bir yüz, ama sözler tanıdık geldi, içine işledi.

“Nazife Hanım’ın kızıyım… Ebru.”

“Aman Ebrucum! Tanıyamadım seni! Biz komşuyduk, ben Emine Teyze!” diye sevinçle bağırdı yaşlı kadın, gözleri ışıldıyordu. “Ben arada gelip otları temizliyorum, çiçek dikiyorum. Gücüm yetmez artık, ama baktım ki kimse gelmiyor. Bir de baktım, sen gelmişsin, her yeri tertemiz etmişsin…”

“Yan taraftaki mezarı da düzenledim. İlk öğretmenimdi, Ayşe Hanım. Öylece geçip gidemedim.”

“İyi etmişsin. Karşılıksız yapılan iyilik, insanın içini ferahlatır…” diye mırıldandı Emine Teyze ve yavaşça uzaklaştı.

O gün Ebru şehre döndü, ama artık başka biriydi. Uzun zamandır ilk kez içinde bir huzur hissetti. Sanki pınar suyuyla yıkanmış gibiydi. Ve karar verdi—geri dönmeliydi. Eşiyle birlikte. Eski evlerini görmeli, tadilat yapmalılardı. Kocası Hüseyin de köyde vakit geçirmeyi çok istiyordu, ama Ebru bu fikri daha önce hiç ciddiye almamıştı.

Köydeki ev, eskimiş olsa da hâlâ sıcaktı. Çatı akıyordu, yer tahtaları çökmüştü, camlar solar olmuştu. Ama Ebru ve Hüseyin’in çabalarıyla yaz boyunca ev tanınmaz hale geldi. Orada tatillerini geçirmeye karar verdiler, belki de daha fazlasını…

Sonra bir gün, Süheyla Teyze çıkageldi—o hep mezarı unuttukları için söylenen, kınayan kadın. Ağladı. Dedi ki:

“Beni de götür, Ebrucum. Kız kardeşimin mezarını görmek istiyorum. Onunla barışmak istiyorum. O söylediklerimi üzüntüden söyledim, dikkatini çekmek için… Nazife’ye en güzel anıt, bir taş değil, senin buraya gelip evini canlandırman olacak…”

Gerçekten de eski ev yeni camlarla, taze boya kokusuyla, çocuk kahkahalarıyla hayat buldu. Ebru, bir zamanlar ıssız dediği bu yerin onu nasıl canlandırdığını hissetti. Zamanla köydeki iki terk edilmiş ev daha canlandı—başkaları da geri dönmüştü…

Çünkü doğduğun, sevdiklerinin yattığı topraklar, senin köklerindir. Orada güç vardır. Hayatın gerçek anlamı oradadır. Taşlarda değil, yaşayan hatıralarda; köklere dönüşte, yeniden açılan bir kalbin sıcaklığındadır…

Rate article
Lifequest
Hayatımı Değiştiren Kısa Dönüş