— Kızım, çık Mehmet Demir’le evlen, cennet gibi yaşarsın. Çiftliği var, arabası var, evi var. Bu fakir Ahmet ne ki? diye öfkeyle attı içinden Viktor Yılmaz kızına. Mutfakta durmuş, sobayla ısınıyordu ama içi öfkeyle kaynıyordu – kızına değil, onun bu inatçılığına.
Viktor, Konya yakınlarında bir tarım şirketinde mekanizatör olarak çalışmıştı ömrü boyunca. Tam bir ev erkeğiydi: bahçeli evi, dört dönüm sebzelik, kazlar, ördekler, domuzlar, traktör, yeni çitler… Karısı Fatma ise sessiz, iyi yürekli, çalışkan bir kadındı. Büyük oğlu Murat çoktan evlenmişti ama küçük kızı Ayşe henüz hemşirelik okulundan mezun olmuştu. Güzelliğiyle dikkat çeken, al yanaklı, ışıl ışıl gözlüydü ve baba yüreği yanıyordu – Allah korusun, yanlış adama gönlünü kaptıracak diye.
Viktor’un yıllardır arkadaşı olan İsmail Demir vardı. Yirmi yıldır hem içmişlerdi, hem ekip biçmişler, hem de balığa çıkmışlardı. İsmail çiftlik işletiyor, pazarda et ve yumurta satıyordu, bir de oğlu Mehmet vardı. Oldukça varlıklıydı, biraz huysuzdu ama Viktor’a göre bundan iyi damat adayı bulunmazdı.
— Anlasana şunu Ayşe, diye tekrar başladı, Mehmet senin için büyük şans. Parayla mı uğraşmak istiyorsun? İşte fırsatın. Ahmet mi? Yetim büyümüş, Antalya’da halasının yanında yaşamış. Ne evi var, ne toprağı, ne de meteliği.
Ayşe sessizce dinledi, dudaklarını ısırdı, sonra kararlılıkla cevap verdi:
— Mehmet’le evlenmem. Ben Ahmet’i seviyorum. Bu kadar.
Sözleri kamçı gibiydi. Viktor öfkeden bembeyaz oldu ama ses çıkarmadı. Ertesi gün İsmail’le buluştu, rakı içtiler, mezeleri atıştırdılar, gülüştüler. Ve pazartesi günü kız istemeye karar verdiler. Viktor eve döndüğünde, daha kapıdan girer girmez karısına bağırdı:
— Yarın domuz kesiyoruz. Ayşe’yi ‘içtik’ artık, Mehmet’in nişanlısı olacak!
Fatma’nın yüzü bembeyaz oldu:
— Aklını mı kaçırdın sen? Burası pazar mı? O kızımız, mal mı? Köle tüccarı mısın?
Ayşe her şeyi duymuştu. O gece küçük bir sırt çantasına eşyalarını doldurdu, annesine bir mektup bıraktı – affet beni, seni seviyorum, başka türlü olamaz – ve pencereden kaçıp Ahmet’in yanına gitti. Bir hafta sonra düğünsüz, gelinliksiz nikâh kıydılar, şehrin kenarında bir apartman dairesine yerleştiler.
Bir yıl boyunca Viktor kızıyla konuşmadı. Fatma gizlice onları ziyaret ediyor, yiyecek götürüyor, sekiz ay sonra doğan torununu kucağına alıyordu. Sonra Ahmet’in halası vefat etti, genç çifte eski bir ev kaldı. Ahmet, tuğla tuğla üstüne koyarak yeni bir ev inşa etmeye başladı.
Bir gün Viktor kendisi gitti, bahçe kapısında durdu, inşaatı izledi ve sordu:
— Ee damat, temele bir el atsak fena mı olur?
O günden sonra barıştılar.
Altı yıl sonra Ayşe ve Ahmet’in iki katlı bir evi, küçük bir çiftliği, traktörleri ve iki oğulları vardı. Tüm mahalle onlara gıpta ediyordu. Mehmet Demir ise iki kez boşanmış, hâlâ ailesiyle yaşıyor, işsiz güçsüz, elinde rakı şişesiyle dolaşıyordu.
— İkisi de bizim evlatlarımız, diyordu artık Fatma komşulara. Hem Ahmet, hem Murat…
Viktor ise torunlarına bakıyor ve o gün kızının yüreğinin kendine ihanet etmemiş olmasına şükrediyordu.




