Kızını Satmaya Çalışan Baba, Aşk Her Şeyi Yoluna Koydu

— Kızım, Mehmet Yılmaz’la evlen, cennet gibi bir hayatın olur. Çiftliği var, arabası var, evi var. Bu fakir Ali’den ne istiyorsun? — diye öfkeyle çıkıştı Veli Demir kızına. Mutfakta ellerini ocağın üzerinde ısıtıyordu, içi öfkeyle kaynıyordu — kızına değil, onun bu inatçılığına sinir olmuştu.

Veli, Konya’da bir tarım şirketinde makine operatörü olarak çalışmıştı ömrü boyunca. Tam bir elinden her iş gelen adamdı: bahçeli evi, dört dönüm tarlası, kazları, ördekleri, domuzları, traktörü, yeni çitlerle çevrili bir avlusu vardı. Eşi Ayşe, sessiz, iyi yürekli, çalışkan bir kadındı. Büyük oğlu Murat çoktan evlenmişti, ama küçük kızları Esra yeni bitirmişti hemşirelik okulunu. Güzeldi, pembeli beyazlı yanakları, ışıltılı gözleri vardı, ve baba yüreği dayanamıyordu — Allah korusun, yanlış adama kaptırırsa kendini.

Veli’nin bir arkadaşı vardı — Hasan Yılmaz. Yirmi yıldan fazladır dosttular, birlikte içmişler, ekin ekmeye gitmişler, balık tutmuşlardı. Hasan’ın bir çiftliği vardı, pazarda et ve yumurta üzerine ticaret yapardı, bir de tek oğlu Mehmet. Varlıklıydı, biraz huysuzdu belki, ama Veli’ye göre daha iyi bir damat adayı olamazdı.

— Anlasana kızım, — diye tekrar girdi lafa, — Mehmet bir fırsat. Paranın hesabını yapmadan yaşamak mı istiyorsun? İşte yolun bu. Senin Ali’n de neymiş? Yetim büyümüş, teyzesinin yanında Adana’da yaşamış. Ne toprakları var, ne evi, ne de beş kuruş parası.

Esra sessizce dinledi, dudaklarını sıktı, sonra sertçe cevap verdi:

— Mehmet’le evlenmem. Ali’yi seviyorum. Bu kadar.

Sözleri kamçı gibiydi. Veli öfkeden bembeyaz kesildi, ama sesini çıkarmadı. Ertesi gün Hasan’la buluştu, içtiler, atıştırdılar, güldüler. Ve karar verdiler: hafta sonu kız istemeye geleceklerdi. Veli eve döndü, daha kapıdan girer girmez karısına bağırdı:

— Yarın domuz kesiyoruz! Kızımı ‘içkiye’ verdim, şimdi Mehmet’in nişanlısı olacak!

Ayşe’nin yüzü bembeyaz oldu:

— Aklını mı kaçırdın sen? Bu ne, pazar mı? O bir insan, mal değil! Köle tüccarı mısın?

Esra her şeyi duydu. O gece küçük bir sırt çantasına eşyalarını topladı, annesine bir mektup yazdı — affet, seni seviyorum, başka türlü yapamam — ve pencereden süzülüp Ali’nin yanına kaçtı. Bir hafta sonra nikâhlarını kıydırdılar, ne düğün ne gelinlik, şehrin kenarında bir apartman dairesinde küçük bir odaya yerleştiler.

Veli bir yıl boyunca kızıyla konuşmadı. Ayşe, gizlice onları ziyarete gidiyor, yiyecek götürüyordu. Esra sekiz ay sonra bir erkek çocuk doğurdu, Ayşe torununu kucağına alıp sarılıyordu. Sonra Ali’nin teyzesi vefat etti ve genç çifte eski bir ev kaldı. Ali, tuğla tuğla üstüne koyarak kendi elleriyle yeni bir ev yapmaya başladı.

Bir gün Veli kendi kendine gitti, kapının önünde durdu, inşaatı seyretti ve sordu:

— Eee damat, temele bir el atsak mı?

O günden sonra barıştılar.

Altı yıl sonra Esra ve Ali’nin iki katlı bir evi, küçük bir çiftliği, traktörleri ve iki oğulları vardı. Bütün mahalle kıskanıyordu. Mehmet Yılmaz ise iki kere boşanmış, hâlâ anne babasıyla yaşıyordu. İşsiz, amaçsız, elinde sürekli bir şişeyle.

— İkisi de bizim oğlumuz, — diyordu artık Ayşe komşularına. — Hem Ali, hem Murat.

Veli ise torunlarına bakıyor ve düşünüyordu: İyi ki kızının kalbi o gün kendine ihanet etmemişti.

Rate article
Lifequest
Kızını Satmaya Çalışan Baba, Aşk Her Şeyi Yoluna Koydu