Tarihin Tekrarı: Anne Gitti, Kız Gitti, Dede Torunla Kaldı

Şu hayat dediğin ne garip değil mi? Aynı hikaye tekrar edip duruyor: anne gitti, kız gitti — dede torunuyla kaldı.

Elif her zaman seçimlerini iyi yapardı. Etrafında varlıklı, statüsyalı, başarılı erkekler dolaşırdı. Ama ailesinin ve arkadaşlarının tüm beklentilerine rağmen, o, Adana’dan gelen sıradan bir genci seçti — Mehmet’i. Yakışıklı değildi, kariyer delisi değildi, iş adamı hiç değildi. Sadece samimi, iyi yürekli, düşünceli biriydi. Zor anlarda gözlerinin içine bakıp elini tutan bir adam. Evlendikten sadece birkaç ay sonra minik Ayşegül dünyaya geldi. İşte o zaman gerçek sınav başladı.

Elif, kariyerinden asla vazgeçmek istemedi. Departmanında terfi sözü verilmişti, toplantılarda parlar, sık sık iş seyahatlerine çıkar, geceleri raporlar yazardı. Mehmet ise tam o sırada işten çıkarılmıştı — şirket küçülmeye gitmişti ve ismi nedensizce listedeydi. İşte tam o sırada Elif teklifi yapıverdi: “Sen evde kal, bebeğe bakarsın. Sen daha iyi yaparsın.” O da itiraz etmedi, kabul etti. Önce Elif için, sonra Ayşegül için.

Ailelerinden ötede yaşıyorlardı, yardım bekleyecek kimseleri yoktu. Mehmet, kalabalık bir ailenin en büyük çocuğu olarak küçük kardeşlere bakmanın ne demek olduğunu iyi bilirdi. Kendini tamamen bezlere, biberonlara, muhallebilere, uykusuz gecelere ve çocuk hastanelerindeki kuyruklara attı. Öyle ki, zamanla mahallenin anneleri arasında kendine yer edindi. Diş çıkarma, aşılar ve uyutma yöntemlerini bir uzman gibi tartışıyordu.

Elif’se bavulların peşindeydi. Konferanslar, raporlar, iş yemekleri, ortaklarla görüşmeler… Eve iki günlüğüne gelir, sonra yine yola koyulurdu. Mehmet sabretti. Ama bir gün dayanamayıp, “Ben de çalışmak istiyorum. Bir dadı tutalım,” dedi. Elif elinin tersiyle savurdu:

“Ayşegül sana çok alıştı. Hiçbir dadı senin gibi bakamaz ona. Biraz daha katlan, olur mu?”

Yine boyun eğdi. Ama bir süre sonra Elif bir iş seyahatinden döndü ve daha paltosunu çıkarmadan pat diye söyledi:

“Başka birine âşık oldum. Çocuk sevmiyor. Onun için Ayşegül seninle kalması daha iyi. Eşyalarımı almaya geldim.”

“Ne?! Nasıl yani, öylece gidecek misin?”

“Artık seni sevmiyorum Mehmet. Özür dilerim. Ama sen halledersin.”

Ve gitti. Gözyaşı yok, açıklama yok. Sanki ailesini hayatından silmiş gibi. Mehmet bir başına kaldı. Küçük kızıyla, işsiz, desteksiz. Ama pes etmedi. Geçici işler buldu, Ayşegül’ü anaokuluna yazdırdı, olabildiğince çabaladı. Elif ise sadece doğum günlerinde görünürdü — bir hediye ve 15 dakikalık bir gülümsemeyle.

Kızı güzeldi, zekiydi ama çok hassastı. Okulda elinden geleni yapar, evde ise ona hem anne hem baba olan babasına sıkıca sarılırdı. Annesine karşı soğuktu. Onu gördüğünde açıkça söylerdi:

“Girme içeri. Seni beklemiyorduk. Biz babamla iyiyiz.”

Ayşegül üniversiteyi kazandı, bir süre sonra babasını bir gençle tanıştırdı. Kısa sürede evlenip ayrı bir eve kalbaşmishhwe.

oldular. Mehmet yalnız kaldı ama asla ümidini kesmedi — komşusu Emine ile sıcak bir dostluk kurmuştu. O, ev işlerine yardım eder, börekler getirir, onun hikayelerini dinlerdi.

Ama mutluluk yine uzun sürmedi. Ayşegül’ün kocası, ona bir bebek bırakarak terk etti. O da yıkılmış, bitkin bir halde babasının kapısını çaldı:

“Baba, biraz kalabilir miyiz? Düşünmem lazım…”

Mehmet kızını geri çevirmedi. Torunuyla ilgilendi, kucağında gezdirip ninniler söyledi. Ama Ayşegül… yeni bir aşka daldı. Bu sefer başka biriyle. Ve torununu yine babasına bıraktı. Tıpkı annesi Elif’in yaptığı gibi.

Hikaye tekrar etmişti. Ama Mehmet artık şaşırmıyordu. Sadece minik torununu kucakladı, ona muhallebi yaptı ve yanına oturdu. Emine, o iyi kalpli komşu, çaydanlığı ocağa koyup gülümseyerek sordu:

“Ne dersin dede, her şeye yeniden başlayalım mı?”

Mehmet gülümsedi. Çünkü en yakın iki kadının ihanetine rağmen, bu evin içinde hâlâ sevgi vardı.

Rate article
Lifequest
Tarihin Tekrarı: Anne Gitti, Kız Gitti, Dede Torunla Kaldı