Eşyalarınızı Toplayın! On Dakikanız Var!” – Arkadaşım Önce Kaynanasını, Sonra da Kocasını Nasıl Kovdu?

“Eşyalarınızı toplayın! On dakikanız var!” — arkadaşımın önce kaynanasını, sonra da kocasını nasıl kapı dışarı ettiğini anlatacağım.

On yıldan fazla oldu, ama bu hikâyeyi hâlâ dün gibi hatırlıyorum. Arkadaşım Ayşegül’ün bana anlattığı gibi aktaracağım, ancak olayın hakkını verecek şekilde.

O zamanlar Ayşegül, Çankırı’da bir bankada çalışıyor, kendi evi için para biriktiriyordu. Sonunda, şehir dışında küçük ama şirin bir ev aldı. Bahçesinde güller yetiştirmeyi, sabahları balkonunda kahve içmeyi hayal ediyordu. Ancak huzur içinde yaşamasına izin verilmedi.

O zamanki kocası, Tolga, tipik bir avareydi. Yakışıklı, güleryüzlü, ama işe yaramazın tekiydi. Düzenli bir işte çalışmaz, Ayşegül’ün sırtından geçinirdi. Kahvesini içer, parasıyla beslenir, Ayşegül yorgun argın işten döndüğünde ise koltuğa yayılır, “hayat yorgunluğundan” şikâyet ederdi. Ama mesele sadece o da değildi…

Ailesi de cabasıydı. Kaynanası Neriman Hanım, her fırsatta eleştiren, gözlerinde sürekli bir kızgınlık olan biriydi. Kız kardeşi Gülşen ise sürekli “mağdur” rolü oynar, herkesin ona yardım etmesini beklerdi. Ayşegül evi alınca, onlar bunu kendi yazlıkları zannettiler. Eşyalarıyla, tencere tavalarla geliyor, yerleşiyorlardı. Gülşen, küçük kızını da getirirdi. O da cüzdanları karıştırıp “ihtiyacı kadarını” almayı marifet sayardı. Ayşegül hepsini görüyor, dişini sıkıyor, belki bir süre sonra giderler diye umuyordu. Ama cüretin sınırı yoktu.

Ertesi yaz, artık yetti dedi. Kocasına kimseyi bu sene kabul etmeyeceğini, huzura ihtiyacı olduğunu söyledi. Herkes anlamış gibiydi.

Ama hayır.

Neriman Hanım aradı:

“Ayşegül, beni almaya ne zaman geleceksin? Eşyaları toplamam lazım, yazlığa gitme vakti geldi.”

Ayşegül, zorlukla kendini tutarak cevap verdi:

“Arabam bozuk, gelemem.”

Pes eder diye düşündü. Ama olmadı. Ertesi gün, kırk derece sıcakta, kendisi geldi. Otobüsle. Çantalarla. Terlikleriyle. Kapının önünde, zafer kazanmış gibi durdu: “Buradayım.” Ayşegül’ün tansiyonu fırladı.

“Uzun kalacak mısınız? Ne zaman gidiyorsunuz? Çay da ikram edemem, işim var!” diye çıkıştı.

“Ben zaten geri dönmüyorum. Arabayı tamir ettirene kadar kalırım.”

Ayşegül hemen beni ve kız kardeşini aradı. Geldiğimizde, yüzünün bembeyaz olduğunu gördük.

“Artık yeter! İşte şimdi bunu bitiriyorum!”

Ve o unutamayacağım ifadeyle kaynanasının odasına girdi:

“Eşyalarınızı toplayın. On dakikanız var.”

Neriman Hanım önce şaşkına döndü. Oturdu, kalbini tuttu:

“Kızım, tansiyonum! Kalbim!”

“O zaman hastaneye gidelim,” diye soğukkanlılıkla cevap verdi Ayşegül.

“Yok yok, evde dinlenirim…”

Ama eşyalarını topladı. Biz de yardım ettik. Eve giderken mırıldanıp durdu, hayattan ve “nankör gençlikten” şikayet ediyordu. O günden sonra bir daha Ayşegül’ün evine uğramadı.

Kısa bir süre sonra Ayşegül, valizi Tolga için hazırladı.

“Biliyor musun,” dedi bana birkaç hafta sonra, “önce onu kovdum. Ama asıl sorun, yıllardır koltuğa yayılmış, üstünde eşofmanıyla oturuyordu. İlk kez derin bir nefes aldım. Artık sadece ileri.”

İşte böyle bir cümle, kararlı bir sesle söylenmiş — “On dakikanız var” — hayatını değiştirdi. Bazen mutluluğa yer açmak için çöpleri atmak gerekir. Hatta bu “çöp” senin kocanın soyadını taşısa bile…

Rate article
Lifequest
Eşyalarınızı Toplayın! On Dakikanız Var!” – Arkadaşım Önce Kaynanasını, Sonra da Kocasını Nasıl Kovdu?