Annem Dairemi Sormadan Kardeşime Verdi: “Çocukla Sokakta Mı Yaşasın?

Babaannem vefat ettiğinde, bir parçam da onunla birlikte gitti. O sadece büyüklerimizden biri değildi. Beni babama bağlayan son bağdı. Beni o büyüttü, korktuğumda elimden tuttu, sınavlarda çöktüğümde poğaçalarla avuttu ve her hafta arayıp, “Kızım, senin için dua ediyorum,” derdi.

Babam öldükten sonra annem hızla yeni bir adam buldu. Kısa süre sonra da hayatımıza Can—üvey kardeşim—girdi. Onunla hiç kavga etmedik, ama yakınlık da kurmadık. Farklı dünyalardan, farklı hikayelerden geliyorduk. O, annemin göz bebeğiydi, hayatının anlamı, onun projesi. Ben ise geçmişin, eski evliliğin hatırasıydım. Aynı çatı altında yaşıyorduk, ama herkes kendi köşesindeydi.

Babaannem, annemin eski kayınvalidesi olmasına rağmen, onları yalnız bırakmadı. Yardım etti, destek oldu. Ama tüm sevgisini, tüm yüreğini bana verdi. Ve bana, İstanbul’un merkezindeki tek odalı dairesini miras bıraktı. Bunu çok düşünmüş, öyle karar vermişti. Hayattayken bunu konuşmuştuk. Derdi ki:
“Ece, zorlandığını biliyorum. Okuyorsun, ilerlemeye çalışıyorsun. En azından bir dayanağın olsun.”

Başka bir şehre taşındım—üniversiteyi bitirdim, doktoraya başladım. Son bir yılım kalmıştı. Babaannem başarılarımı gururla takip eder, arayıp sorardı. Ölümünden bir gün önce telefonla konuştuk. Sesinden enerji akıyordu. Ertesi sabah, kalbi durmuştu.

Yıkılmıştım. Hemen gidemedim, üç ay sonra gelebildim. Onun dairesine uğrayıp oturmak, çay içmek, birlikte yaptığımız gibi pencerenin kenarında anıları hatırlamak istedim. Ama anahtarımla kapıyı açtığımda, yabancı insanlar, boya kokusu ve inşaat gürültüsüyle karşılaştım. Evde tadilat vardı.

“Kimsiniz?” diye şaşkınlıkla sordum.
“Can Bey bizi çağırdı. Buraya çocuk odası yapılacak,” dediler. “Yakında bebek gelecek.”

Donup kaldım. Can mı? Üvey kardeşim mi?

Annemi aradım. Sesi önceden hazırlıklıydı:
“Evet, anahtarı ona verdim. Ece, çocukları olacak, evleri yok. Sen de zaten daireden bahsetmiyordun, demek ki çok ihtiyacın yok. Beş yıl otursunlar, sonra kendi evlerini alırlar—”

Kulaklarıma inanamadım. Bu bir şaka mıydı?
“Anne, daire bana miras kaldı. Benim. ‘Biz karar verdik’ değil, bu sizin vereceğiniz bir karar değil!”
“Neden böyle yapıyorsun? Kendi kardeşin, sen de suçlu olmadığını söylüyordun. Karısı ve çocuğu var. Onları sokağa mı atacaksın?”

İşte bu kadar basitti. Bir telefon, bir danışma, bir haber bile yoktu. En ufak saygı yoktu. “Sen ses çıkarmadın, demek ki ihtiyacın yok,” diye düşünmüşlerdi. Sessiz değildim! Okuyordum, yaşıyordum, yas tutuyordum. Onlarsa, hiçbir hakları olmayan bir şeye karar vermişlerdi.

Can’ı suçlamıyorum. O hep annemin sözünü dinlerdi. Kucağında büyümüştü. Ama annem? Benim babaanneme nasıl tutunduğumu, nasıl çabaladığımı, kirada yaşayıp kuruş hesapladığımı bilirdi. Yine de hakkımı hiçe saydı. Bir el hareketiyle silip attı.

Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Evet, Can’ı çıkarmak istemiyorum. Ailesi, çocuğu var. Evet, ben başka bir şehirdeyim, dönüp dönmeyeceğim belli değil. Ama affetmek de mümkün değil. Eğer daireyi satabilseydim, şimdi yaşadığım yerde ev alırdım ya da kiraya verip kira ödemelerimi karşılardım. Şimdiyse her ay başkalarına para öderken, benim evimde duvar kağıtları değişiyor, seramikler döşeniyor—bana sormadan.

Öfkeliyim. Çıkar peşinde olduğumdan değil. Hakkımın çalınmış olmasından. Anılarımın, karar hakkımın, bana adilce bırakılanın elimden alınmasından. Aile dendiğinde senin yanında olanların olduğunu sanırdım. Ama bugün anladım ki, bazen en büyük ihanet, seni koruması gerekenlerden gelir.

Rate article
Lifequest
Annem Dairemi Sormadan Kardeşime Verdi: “Çocukla Sokakta Mı Yaşasın?