Aile Çatlağı: Kayınvalidenin Hastalığı Nasıl Dramatik Bir Hal Aldı

İstanbul’un merkezindeki şirin bir dairede gergin bir sessizlik hakimdi, sadece yürütecin gıcırtısı ve çocukların sesleri duyuluyordu. Bu kış gerçekten çetin geçmişti, ama Elif ve Emre’nin ailesi için tam bir sınav olmuştu. Kayınvalidesi Ayşe Hanım, Şubat ayında buzlu yolda kayarak bacağını kırmıştı. Kırık ciddiydi, kemikler yavaş kaynıyordu ve her zaman bağımsız olan kadın bir anda yürütece mahkum olmuştu. Sadece birkaç adım atabiliyordu—banyoya kadar ve geri, o da zorla. Emre ve Elif hiç düşünmeden onu yanlarına aldılar. Emre doktor randevularını üstlendi, Elif ise ev işlerini: yemek, temizlik, çamaşır ve kayınvalidesine bakmak. Ama kimse geçici bir yardımın ailelerini böyle parçalayacağını tahmin edemezdi.

Yazları genellikle İstanbul dışındaki yazlıklarına giderlerdi—geniş bahçeli, ferah bir evdi. On yaşındaki Arda ve yedi yaşındaki Zeynep arkadaşlarıyla koşar, temiz hava alır, özgürlüğün tadını çıkarırdı. Bu yaz pandemi nedeniyle daha erken, Mayıs’ta gitmişlerdi ve tabii ki Ayşe Hanım’ı da yanlarında götürdüler. Ona alt katta bir oda ayırdılar, televizyon koydular, tablet getirip filmler yüklediler. Hava güzelse Elif, kayınvalidesini battaniyeye sarıp terasa çıkarıyordu. Emre de annesini tedavilere götürmeye devam etti, hiçbir doktor randevusunu kaçırmadı. Her şey plana göre gidiyor gibiydi, ama fırtına çoktan yaklaşıyordu.

Ayşe Hanım her zaman iyi kalpli bir kadındı. Elif’le araları iyiydi, belki çok samimi değillerdi ama sorun da yaşamıyorlardı. Kayınvalidesi hep yardım etmişti: Elif hastanede Zeynep’le yatarken Arda’ya bakmış, küçük kız hastaneye düştüğünde onu anaokulundan almıştı. Asla “hayır” demezdi, ama aile de bu durumu istismar etmiyordu—bir bakıcıları vardı, çocuklar da büyüdükçe daha bağımsız oldular. Son yıllarda Ayşe Hanım pek karışmıyordu çünkü yeni bir meşgalesi vardı: küçük kızı Derya’nın kızı Esin. Dört yaşındaki kız, annesiyle birlikte büyükannesinin yakınında oturuyordu. Ama ne Derya ne de ailesi, Ayşe Hanım’ın kaza geçirmesinin ardından yardım etmeye yanaştı. Derya sadece “Kimse bana destek olmuyor” diye yakınıyor, çocukla başa çıkmakta zorlandığını söylüyordu.

Elif biliyordu ki kayınvalidesi kızını daha çok seviyordu. Ayşe Hanım, evini Derya’ya miras bırakmıştı, eline para geçtikçe de ona veriyordu. Emre’ye göreyse “Senin bir şeye ihtiyacın yok” diyordu—iyi kazanıyordu, Elif’le bir ev almışlardı, Elif’in de düğünden önce kendi dairesi vardı. Derya ise, kayınvalidesine göre, “zavallıydı”. İşleri kötüydü: Esin sağlık sorunlarıyla doğmuştu, kocası düzenli çalışmıyordu, Derya da “Kızım kreşe gidemiyor, ciğerleri zayıf” diyerek işe dönmek istemiyordu. Ara sıra aldığı işlerden gelen parayla geçiniyor, sürekli annesinden borç alıyordu. Ayşe Hanım ise bacağı kırık olmasına rağmen kızını kollamaya devam ediyor, sanki hayatındaki tek ışık oymuş gibi davranıyordu.

Elif hiçbir zaman Derya ile konuşamadı. Emre de kız kardeşiyle pek görüşmezdi—yolları gençken ayrılmıştı. Bu yüzden bir sabah Derya’nın kapıda belirmesi, Esin’i yanında getirmesi, Elif ve Emre’yi şoke etti. “Annem çağırdı bizi!” dedi Derya, sanki bu çok doğalmış gibi. Ayşe Hanım ise koltuğunda otururken sadece başını salladı, gelininin gözlerine bakmadan. Derya ve Esin hemen eve yerleşti ve kaos başladı. Yaramaz ve şımarık Esin her yere dadanmıştı: Arda ve Zeynep’in odasına girmiş, bilgisayara meyve suyu dökmüş, şarj aletini kırmış ve oyuncakları ortalığa saçmıştı. Elif kızı uyarmaya çalıştı, ama Derya sadece elini salladı: “Çocuk işte, ne yapabilirsin?”

Gerginlik arttı. Bir akşam Derya ve Emre, miras meselesi yüzünden tartışmaya başladılar. Derya, “Annem hep bana destek oldu çünkü senin zaten her şeyin var!” diye bağırıyordu. Emre ise öfkeden kıpkırmızı kesilmiş, “Sen annemin boynuna yıllardır çökmüşsün, ben ise hep ona baktım!” diyordu. Tartışma kontrolden çıktı. “Bir daha buraya gelirsen seni kapıdan atarım!” diye gürledi Emre, kız kardeşine bahçe kapısını göstererek. Annesine de sertçe, “Onu bir daha çağırırsan, git kendi evine! Nasıl yaparsan yap, umurumda değil ama burası ona göre değil!” dedi.

Ayşe Hanım, derinden incinmişti, ağlamaya başladı. Yürüteçle zorla hareket ederken eşyalarını topluyor, “Kimsenin umrunda değilim” diye mırıldanıyordu. Elif hem öfkeli hem de üzgündü, sakinleştirmeye çalıştı ama içten içe biliyordu: kayınvalidesi sınırı aşmıştı. Derya ise annesine bir bardak su vermek yerine, bilerek telefonuyla oynuyordu. Emre kararlıydı: ya annesi onların evinin kurallarına uyacaktı ya da gidecekti. Peki şehre kim götürecekti onu? Derya’nın böyle bir sorumluluk alacağı yoktu.

Bu kavga eski yaraları deşmişti. Ayşe Hanım, kızı için her şeyi feda etmeye alışkınken, oğlunun ailesini nasıl parçaladığının farkında değildi. Elif,O gün, hepsi birbirinden uzaklaşmıştı ve artık geri dönüşün olmadığını biliyorlardı.

Rate article
Lifequest
Aile Çatlağı: Kayınvalidenin Hastalığı Nasıl Dramatik Bir Hal Aldı