Geçen İki Yılın Ardından: Kızım Beni Hayatından Sildi ve Ben 70’ime Giriyorum…

İki yıl geçti. Kızımdan tek bir haber alamadım. Beni hayatından tamamen çıkardı. Ve ben artık yetmiş yaşına merdiven dayamışken…

Komşum, Sevgi Hanım, bütün mahallenin tanıdığı biridir. Altmış sekiz yaşında, yalnız yaşıyor. Bazen bir çay demlemek için yanına uğrarım – sırf komşuluk olsun diye. Nazik, kültürlü bir kadın, her zaman güler yüzlüdür, vefat eden eşiyle çıktığı gezileri anlatmayı sever. Ama ailesinden pek bahsetmez. Geçen bayram arifesinde, her zamanki gibi böreklerle yanına gittiğimde, aniden içini dökme ihtiyacı hissetti. O an, hâlâ yüreğimi burkan o hikâyeyi ilk kez duydum.

Eve girdiğimde, Sevgi Hanım’ın keyfi yoktu. Genelde neşeli ve hareketliyken, o akşam sessizce oturmuş, bir noktaya bakıyordu. Sormadım, çayı demledim, kurabiyeleri koydum ve yanına oturdum. Uzun süre sustu, sanki kendisiyle mücadele ediyordu. Sonra birden içini çekti:
“İki yıl oldu… Bir kez olsun aramadı. Ne bir mesaj, ne bir kart. Ben aradım, numarası artık geçersiz. Adresini de bilmiyorum…”

Bir an sustu. Sanki gözünün önünde yıllar, on yıllar geçiyordu. Sonra birden, içindeki bent yıkılmışçasına konuşmaya başladı.

“Biz mutlu bir aileydik. Murat’la genç evlenmiştik, ama çocuğu ertelemeye karar verdik – önce kendimiz için yaşamak istedik. Onun işi sayesinde çok gezdik. Birbirimize bağlıydık, gülerdik, birlikte kurduğumuz evimizi çok severdik. Murat, kendi elleriyle bize bir yuva yaptı – İstanbul’un göbeğinde geniş bir üç oda. Onun hayaliydi…”

Kızımız Elif doğduğunda, Murat yeniden canlanmış gibiydi. Onu kollarında taşır, masallar okur, her boş anını onunla geçirirdi. Onlara bakarken dünyanın en şanslı kadını olduğumu düşünürdüm. Ama on yıl önce Murat’ı kaybettik. Uzun süredir hastaydı, son ana kadar mücadele ettik, birikmiş neyimiz varsa harcadık. Sonra… sessizlik. Boşluk. Sanki kalbimden bir parça kopmuştu.

Babasının vefatından sonra Elif yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı. Kendine ev tuttu, ayrı yaşamak istedi. İtiraz ettiğim olmadı – yetişkin bir kadın, kendi hayatını kursun. Beni ziyaret ederdi, konuşurduk, her şey normaldi. Ama iki yıl önce bir gün gelip, açıkça konutu almak istediğini söyledi.

İçimi çektim ve anlattım: Yardım edemeyeceğimi. Murat’la biriktirdiklerimizden geriye pek bir şey kalmamıştı – hepsi tedaviye gitmişti. Emekli maaşım zar zor faturaları ve ilaçları karşılıyor. O zaman bana… evi satmayı teklif etti. “Sana küçük bir daire alırız, kenar semtlerden. Kalan parayla da ben kredi çekerim,” dedi.

Kabul edemedim. Mesele para değil – hatıralardı. Bu duvarlar, her köşe – Murat’ın emeğiyle yapılmıştı. Tüm mutluluğum, hayatım buradaydı. Nasıl vazgeçebilirdim? Bana bağırdı. “Babam bunları benim için yaptı, zaten bir gün bu ev benim olacak, sen bencilsin!” dedi. Ona anlatmaya çalıştım – bir gün gelip burada bizi hatırlamasını istediğimi… Ama dinlemedi.

O gün kapıyı çarpıp gitti. O zamandan beri… sessizlik. Ne bir arama, ne bir ziyaret, bayramlarda bile. Sonra bir tanıdığımdan öğrendim, kredi çekmiş ve deliler gibi çalışıyormuş – iki iş birden. Ne ailesi var, ne çocuğu. Tanıdığı bile, “Altı aydır görmedim,” diyor.

Ben ise… sadece bekliyorum. Her gün telefona bakıyorum, belki diye. Ama o çağrı gelmiyor. Artık ulaşamıyorum – numarasını değiştirmiş herhalde. Belki beni görmek istemiyor. Belki duymak bile istemiyor. O an direndiğim için ona ihanet ettiğimi düşünüyor. Ama ben artık yetmişe yaklaştım. Bu evde daha ne kadar dayanabilirim, kaç akşam daha pencere kenarında umutla otururum, bilmiyorum. Ve hâlâ anlamış değilim… Onu nasıl bu kadar incittim?”

Rate article
Lifequest
Geçen İki Yılın Ardından: Kızım Beni Hayatından Sildi ve Ben 70’ime Giriyorum…