“Annem dinlenmeli.” Bu cümleyi oğlumuz doğduğundan beri her gün tekrarladı… ve son ana kadar.
Her akşam işten eve döndüğünde ilk işi ellerini yıkamak ve doğruca oğlumuzun yanına gitmekti. Ne yemeğin kokusu, ne de sevdiği gazete onu alıkoyabilirdi. Beşiğe eğilir, küçük Muhammed’i kollarına alır ve o an ona yeniden âşık olurdum. Babalık yapmaktan korkmayan bir adama. Beni unutmayan bir eşe.
“Annem dinlenmeli,” derdi gülümseyerek, uyuyan Muhammed’i hafifçe sallar, ninnisini mırıldanarak onu uyuturdu.
“Annem dinlenmeli,” diye fısıldardı gecenin bir yarısı, ilk o kalkar, bezini değiştirir, sonra usulca bana uzatır, emzirinceye kadar bekler ve tekrar beşiğine yatırırdı.
“Annem dinlenmeli,” diye tekrarlardı her akşam, önlüğünü bağlayıp inatçı, huysuz oğlumu kaşıkla beslerken, her püreyi bir maceraya dönüştürürdü.
“Annem dinlenmeli,” derdi, bir yaşındaki Muhammed’i giydirip parka götürürken, ben duş alabileyim ve yarım saatliğine de olsa kendime zaman ayırabileyim diye.
“Annem dinlenmeli,” diye söylerdi, büyüyen oğlunu dizine oturtup ona sihirli masallar anlatırken, anında uydurduğu hikâyelerle çocuğu oyalayıp bana sessizlik bahşederdi.
“Annem dinlenmeli,” derdi, Muhammed’in ödevlerini kontrol ederken, sabırla anlamadığı matematik problemlerini açıklarken.
“Annem dinlenmeli,” diye fısıldadı bir gece, Muhammed büyümüş, mezuniyet balosundan geç dönmüş ve sessizce mutfağa yönelmişken.
Bu cümleyi her duyduğumda içimi tarifsiz bir sevgi kaplardı. Kalbim sıkışır, gözlerim yaşarırdı—acıdan değil, mutluluktan. Zamanı durdurup bu sevginin içinde sonsuza dek kalmak isterdim.
Sonra aşkın üçüncü evresi geldi. Artık “anne” yerine “büyükanne” diyordu.
“Büyükannem dinlenmeli!” diye gülümserdi torunumuza, hafta sonu bizde kaldığında anne babasını isteyip huysuzlandığında. Sonra yine o ninniyi mırıldanırdı—ama bu kez başka bir bebeğe.
“Büyükannem dinlenmeli,” diye göz kırpardı, olta takımlarını toplayıp torunu ve oğlumuzu gölete götürürken.
“Büyükannem dinlenmeli,” diye yumuşakça söylerdi, tabletinin sesini kıssın diye torununa kulaklık uzatırken.
Torunumuz Zeynep’i göremedi. Çok erken, çok sessiz gitti. Çocuklarım beni yanlarına aldı—o boş evde yalnız kalmamı istemediler.
Zeynep’i ilk kez kucağıma aldığımda dayanamadım—hıçkırarak ağladım. Sanki arkamda durmuş, şu sözleri söylüyordu:
“Büyükannem dinlenmeli…”
Döndüm baktım. Boş bir ümitle… Ya oradaysa?
Akşam evin üzerine çöktüğünde, uykuya dalmak üzereyken, salondan bir fısıltı geldi. Büyümüş oğlum Muhammed’in sesiydi:
“Uyu tatlım, uyu. Annem dinlenmeli…”
Kalktım, kapıyı araladım. Onu, kızını sallarken, o ninniyi mırıldanırken gördüm. Babasının ona söylediği ninniyi.
O artık yanımızda değil. Ama “annem dinlenmeli” sözleri yaşıyor. Bizde. Oğlumuzda. Onun çocuklarında. Ve zamanın bile götüremeyeceği hatıralarda. Öğrendim ki sevgi, bir mirastır. Ve en güzel miras, bıraktığın izle yaşar.




