Torununun Onu Evden Çıkarmak İstediğini Öğrenen Büyükanne, Evi Tereddütsüz Sattı

Bugün günlüğüme yazarken içimi acıtan bir hikâyeyi düşünüyorum. Niye mortgage peşinde koşayım ki, dedem vefat edince evi bana kalır diyenlerin hikâyesi bu. Kocamın kuzeni Burak tam da böyle düşünüyordu. Eşi Aylin ve üç çocuğuyla birlikte, büyükannelerinin mirasını bekliyorlardı. Kredi çekmek yerine, o günün hayalini kurarak yaşıyorlardı. Şimdilik Aylin’in annesinin İzmir’deki daracık iki odalı evinde kalıyorlar ve bu durum onları iyice bunaltmışa benziyordu. Burak ve Aylin sık sık büyükanneyle “meseleyi halletme” planları yapıyorlardı.

Büyükanne, Perihan Hanım, gerçek bir cevherdi. Yetmiş beş yaşında enerji dolu, hayat dolu bir kadındı. Sağlığına şükrediyor, İzmir’in göbeğindeki evinde dostlarına kapısını açıyordu. Akıllı telefonu kullanıyor, sergilere gidiyor, tiyatroları takip ediyor, hatta bazen emekliler dans gecesinde hafiften flört bile ediyordu. Onun ışıltısı, hayatı her anıyla yaşayışı herkese örnek olacak cinstendi. Ama Burak ve Aylin için bu gurur duyulacak bir şey değil, sinir bozucu bir engeldi. Sabırları taşmıştı.

Bir gün dayanamayıp Perihan Hanım’a evi Burak’a devretmesini, kendisinin de huzurevine taşınmasını söylediler. Açıktan açığa, “orada daha rahat edersin” diyorlardı. Ama Perihan Hanım pes etmeyecek biriydi. Kesin bir redle karşılık verdi ve bu, ailede yangını körükledi. Burak öfkeden deliye dönmüş, “bencil” olduğunu, “torunlarını düşünmesi gerektiğini” haykırıyordu. Aylin ise “fazla uzattı” diyerek fitili daha da ateşliyordu.

Biz, kocam Tarık’la bunu duyunca şoke olduk. Perihan Hanım hep Hindistan’a gitmek, Tac Mahal’i görmek, Delhi’nin sokaklarında dolaşmak istemişti. Ona bizimle yaşamasını, evini kiraya verip bu hayalini gerçekleştirmesini önerdik. Kabul etti ve kısa sürede şehir merkezindeki geniş üç odalı dairesi kira geliri getirmeye başladı. Burak ve Aylin bunu öğrenince büyük bir kavga çıkardılar. Evin hak ettikleri olduğunu iddia edip oraya taşınmak istediklerini söylediler. Tarık’ı “büyükannelerini kandırmakla” bile suçladılar. Burak, kiradan payını alması gerektiğini, bunun “hakkı” olduğunu söylüyordu. Bizse kesin bir dille reddettik.

Aylin neredeyse her gün bize gelmeye başladı. Bazen çocuklarıyla, bazen saçma sapan hediyelerle… Perihan Hanım’ın nasıl olduğunu soruyordu ama gerçek niyetini biliyorduk: hâlâ onun “gitmesini” ve mirasın kendilerine kalmasını bekliyorlardı. Açgözlülükleri ve yüzsüzlükleri inanılmazdı.

Bu arada Perihan Hanım yeterince para biriktirmiş ve Hindistan’a gitmişti. Geri döndüğünde gözleri parlıyor, bir valiz dolusu anı ve fotoğrafla gelmişti. Evini satıp seyahatlerine devam etmesini, yaşlandığında bizimle huzur içinde yaşamasını önerdik. Düşündü ve karar verdi. Büyük evini iyi bir fiyata sattı, elde ettiği parayla İzmir’in kenar mahallelerinde küçük ama şirin bir stüdyo aldı. Kalanıyla da yeni maceralara atıldı.

Perihan Hanım İspanya, Avusturya ve İsviçre’yi gezdi. İsviçre’de Cenevre Gölü’nde bir tur sırasında Fransız Jean’la tanıştı. Aşkları film gibiydi: yetmiş beş yaşında onunla evlendi! Biz Tarık’la düğünlerine Fransa’ya uçtuk. Beyaz gelinliği içinde, çiçekler ve gülücüklerle çevrili halini görmek paha biçilemezdi. Perihan Hanım bu mutluluğu hak etmişti. Tüm hayatını çalışarak, çocuklarını büyüterek, torunlarına destek olarak geçirmişti, şimdi sıra kendine gelmişti.

Burak evin satıldığını öğrenince çılgına döndü. Büyükanneden stüdyoyu vermesini istedi, “ona yetecek kadar parası olduğunu” söylüyordu. Beş kişiyi oraya nasıl sığdıracaktı, bilinmez! Ama artık bizi ilgilendirmiyordu. Perihan Hanım’ın mutlu olması bize yetiyordu. Burak ve Aylin’e gelince… Onların hikâyesi şunu hatırlatıyor: bazen en yakınlarınız, iş paraya gelince gerçek yüzlerini gösterir.

Rate article
Lifequest
Torununun Onu Evden Çıkarmak İstediğini Öğrenen Büyükanne, Evi Tereddütsüz Sattı