Üç Çocuk Babası, Yaşamının Sonunda Huzurevine Gidince Şaşırdı: Çocuklarınızı İyi Eğitip Eğitmediğinizi Yalnızca Yolun Sonunda Anlarsınız

Üstüne titrediği üç çocuğun babası Nevzat Bey, hayatının sonunu bir huzurevinde geçireceğini hiç düşünmemişti. Gerçekleri yolun sonunda anlıyor insan: Çocuklarını iyi yetiştirmiş mi, görmek için yaşlanması gerekiyormuş.

Nevzat Bey, bahçesinde portakal ağaçlarının sallandığı İzmir’in Bornova semtindeki huzurevinin penceresinden dışarı bakıyor, karşıdaki evlerin bacalarından tüten dumanları izliyordu. İçi buruk, yüzünde derin bir hüzün vardı. Bir zamanlar her gece yataklarını kontrol ettiği, sırtlarını sıvazladığı çocukları vardı. Eşi Ayşe’yle birlikte kurdukları o sıcak yuva, şimdi çok uzaklarda kalmıştı. Makine mühendisi olarak çalışmış, emekli maaşıyla geçinmiş, çocuklarına her şeyi vermek için didinmişti. Ama şimdi…

Nevzat ve Ayşe’nin evlatları vardı: Büyük oğlu Alper, kızları Leyla ve Derya. Komşular “Bu evde sevgi eksik olmaz” derdi. Çocuklarını özenle yetiştirmişlerdi. Ama sekiz yıl önce Ayşe kalp kriziyle aramızdan ayrılınca, Nevzat’ın dünyası karardı. “Çocuklarım yanımda olur” diye ummuştu ama yanıldığını zaman gösterdi.

Alper, İsviçre’ye taşınıp orada bir inşaat firmasında mühendis olmuştu. Yılda bir kısa bir mesaj atar, arada bir telefon açıp “Babacığım, işler çok yoğun” derdi. Leyla ve Derya İzmir’de yaşıyordu ama onların da hayatı bambaşka bir hızla akıyordu. Torunlar, iş toplantıları, alışveriş telaşı… Ayda bir uğrayıp “Babacığım, sen iyi misin?” diye sorup hemen çıkıyorlardı.

Huzurevinin koridorlarında bayram hazırlıkları yapılıyordu. 23 Aralık’tı. Yarın hem Noel, hem de Nevzat’ın doğum günüydü. “Kimse hatırlamaz” diye düşündü içini çekiyordu. Yastığının altındaki eski aile fotoğrafına baktı. Ayşe’nin gülüşü, çocukların kahkahaları…

Ertesi sabah huzurevi şenlendi. Çocuklar, torunlar, çikolatalar, hediyeler… Nevzat odasında tek başına otururken kapı çalındı. “Girin” dedi titrek bir sesle. Kapıda Alper vardı! Üzerinde karlar eriyor, gözleri parlıyordu.

“Babacığım! Doğum günün kutlu olsun!” diye sarıldı babasına. Nevzat’ın gözlerinden yaşlar boşandı. “Alper… Sen misin gerçekten?”

“Tabii ki benim baba! Neden bana haber vermedin buraya geldiğini? Her ay İsviçre’den para yolluyordum, senin için! Kardeşlerim bana hiçbir şey söylemedi!”

Alper’in sesindeki öfkeyi duyunca Nevzat mahcup oldu. “Yok evlat, üzülecek bir şey yok” dedi.

Ama Alper kararlıydı: “Hemen eşyalarını topla baba. Seni götürüyorum. Önce kayınvalidemlerde kalacağız, sonra vize işlemlerini halledip sizi İsviçre’ye götüreceğim. Eşim Elena ve kızımız Elif seni çok merak ediyor!”

Nevzat şaşkınlıkla “Evladım, ben yaşlı bir adamım, İsviçre’de ne yapacağım?” diye mırıldandı.

Alper gülümsedi: “Baba, sen bizimlesin artık. Sana bakacağız. Annemin yerini dolduramayız ama yalnız bırakmayız.”

O akşam huzurevindeki herkes onları uğurladı. “Nevzat Bey’in oğlu muhteşem bir insan” diye fısıldaşıyorlardı.

Aylar sonra İsviçre’den gelen bir fotoğrafta Nevzat, torunu Elif’i kucağına almış gülümsüyordu. İnsan ancak yaşlanınca anlıyormuş: Evlat yetiştirmek, bir meyve ağacı dikmek gibi. Sabırla suladığın dal, en güzel meyveyi ihtiyarlık zamanında veriyor.

Rate article
Lifequest
Üç Çocuk Babası, Yaşamının Sonunda Huzurevine Gidince Şaşırdı: Çocuklarınızı İyi Eğitip Eğitmediğinizi Yalnızca Yolun Sonunda Anlarsınız