«Sen Bizden Değilsin»: Kendi Daireme Görümcemi Almamayı Neden Seçtim

Ayşe mutfakta börek kızartıyordu ki kapı çaldı. Kapıda, her zamanki gibi asık suratlı ve gülümsemeden uzak, kayınvalidesi Fatma Hanım duruyordu.

“Çaya gelmedim,” diye soğukça konuştu, davet beklemeden içeri girdi. “Önemli bir işim var.”

“Ne gibi?” Ayşe ellerini havluyla sildi ve gergin bir gülümsemeyle karşılık verdi.

“Emel ile Serdar evlendikten sonra bende kalıyorlar. Ev küçük, üç kişi sıkış tepiş oluyoruz. Senin babaannenden kalan boş ev duruyor. Gençleri oraya yerleştir.”

“Hayır. Bütün yaşananlardan sonra kesinlikle hayır,” diye çıkıştı Ayşe, kollarını bağlayıp karşısına dikildi.

“Ben ne yaptım ki?” diye şaşkınlıkla sordu kayınvalide, sanki gerçekten neden bahsedildiğini anlamıyormuş gibi.

Ayşe hâlâ bir ay önceki olayları hatırlıyordu. Kayınbiraderinin düğünü için ne hediye alacağını düşünüp durmuştu çünkü Emel’le araları iyiydi, neredeyse kardeş gibiydiler. İlk davet edileceklerden olacaklarına emindi. Üstelik Emel, düğün için onlardan elli bin lira borç almıştı.

“Ya hiç çağırmazlarsa?” diye alaycı bir gülümsemeyle söylemişti eşi Hakan o gün.

“Saçmalama, sen onun abisisin, nasıl çağırmazlar?” demişti Ayşe, o zamanlar henüz umutluyken.

Hatta dolaptan en güzel elbisesini ve ayakkabılarını çıkarmış, heyecanla beklemişti. Ama düğün yaklaştıkça davet gelmedi. Ne Emel’den ne Fatma Hanım’dan… Düğünden üç gün önce Ayşe, ağır bir yükle fark etti ki onları yok saymışlardı.

Gözyaşları yanaklarından süzülürken elbiseyi tekrar dolaba yerleştirdi. Hakan, her zamanki gibi sakin, “Bari hafta sonu biraz uyurum,” diyerek geçiştirmişti.

Düğünden iki gün sonra kayınvalidesi aradı. Uğramak istediğini söyledi. Ayşe bu kez sordu:

“Bizi neden çağırmadınız?”

“Şey… gençler bir arada olsun diye düşündük. Siz otuzları geçtiniz artık,” diye mırıldandı Fatma Hanım.

Ayşe neredeyse inanacaktı ki, markette kayınvalidesinin kız kardeşine rastladı. Düğünde yaşlıların, uzak akrabaların bile olduğunu öğrendi. Yaş meselesi yoktu ortada.

“Siz niye gelmediniz?” diye şaşırarak sordu kadın.

Ayşe utandı. Yıllardır yakın bildikleri insanlardan utanç duyuyordu.

Eve dönüp Hakan’a anlattı. Eşi, annesini aramayı önerdi.

“Fatma Hanım, dürüstçe söyleyin: Neden çağırmadınız?” diye sertçe sordu Ayşe. “Yalan söylemeyin. Az önce kız kardeşinizle konuştum, düğünde kimlerin olduğunu anlattı.”

“Emel’le biz sadece ‘gerekli’ insanları çağırmaya karar verdik,” diye sakince cevap verdi kayınvalidesi. “İleride işe yarayacak ya da değerli hediye verebilecek kişileri.”

“Peki size verdiğimiz elli bin lira değersiz miydi?”

“O parayı geri isterdiniz zaten. Hediye olsaydı, başka mesele.”

Ayşe bu kadını tanıyamıyordu. Gözlerinde hiçbir değerleri yok muydu gerçekten?

İki hafta geçti. Fatma Hanım yine çıkageldi. Habersiz. Özürsüz.

“Senin ev boş duruyor, bizimkiler sıkışık,” diye yapmacık bir şefkatle konuştu.

“O ev sizin değil. Boş dursun. Kimseye yük olmuyor,” diye kesip attı Ayşe.

“Niye bu kadar sertsin? Aile değil miyiz biz?”

“Aile değilmişiz. Sıkıntıya düşünce bizi hatırladınız. Öncesinde yoktuk sizin için,” dedi Ayşe, öfkeden titreyen bir sesle.

“Yani biz size ne yaptık?”

“Cidden anlamıyor musunuz? Bizi aşağıladınız, görmezden geldiniz, şimdi de anahtar istiyorsunuz. Emel’in borcunu ödemediğini biliyor musunuz?”

“Evi vermezsen parayı da göremezsin,” diye küstahça atıldı Fatma Hanım. “İyi düşün.”

Ayşe dayanamadı, elindeki su bardağını alıp Fatma Hanım’ın yüzüne fırlattı.

“Hakan, bir şey söyle!” diye bağırdı kadın, koluyla yüzünü silerken.

“Davet ettikleriniz yardım etsin size!” diye sakin bir tonda cevapladı Hakan.

Fatma Hanım tek kelime etmeden dönüp kapıyı çarparak çıktı.

Rate article
Lifequest
«Sen Bizden Değilsin»: Kendi Daireme Görümcemi Almamayı Neden Seçtim