Elif ve Emre akşam yemeği yerken, kapı aniden açıldı ve Emre’nin annesi, Neriman Hanım, hışımla içeri girdi.
“Oğlum! Bak şimdi karının gerçek yüzünü göreceksin!” diye bağırdı girişte durup.
“Anne, otur biraz, sakin ol. Kıpkırmızı olmuşsun, tansiyonun fırlamış,” diye telaşlandı Emre.
“Fırlamasın da ne yapsın!” diye sertçe karşılık verdi kaynana ve gelinine döndü. “Bugün Aylin’le karşılaştım, seninle çalışan kız, bana her şeyi anlattı!”
“Neyi anlattı?” diye sakin sordu Elif, gözlerini Neriman Hanım’a dikerek.
“Geçen seneye terfi almışsın ve maaşın Emre’ninkinin bir buçuk katıymış! Ondan bile gizlemişsin!” diye patladı kaynana, öfkeden boğulacak gibi.
“Problem nedir, Neriman Hanım? Sizden para istemiyoruz, geçimimiz rahat. Sizi ilgilendiren ne?”
“Geçen bahar, yazlığın çatısını biraz elden geçirmemiz için yardım istediğimde, ‘Paramız yok’ demiştin. Şimdi çıkıyor ki varmış! Peki nerede bu paralar? Boşanma tazminatı mı biriktiriyorsun?” diye hırsla bağırdı kaynana.
Elif masadan kalktı ve kocasına döndü:
“Emre, lütfen yatak odasındaki üst çekmecedeki kırmızı parlak dosyayı getirir misin?”
Sessizce yerine getirdi.
“Bu ne?” diye sordu, dosyayı açınca. “Mevduat hesapları?”
“Evet. Deniz ve Ege için. Her ay maaşımdan bir kısmını kenara koyuyorum—çocukların geleceği için. Senin ailenin gözünde ‘geçici’ olduğumu anladığımda, çocuklarımı nasıl korurum diye düşünmek zorunda kaldım.”
“‘Geçici’ ne demek?” diye karıştı Emre.
“Unuttun mu, ailenin senin için sattığı Nişantaşı’ndaki üç odalı daireyi neden sadece kendi üzerine aldığını? ‘Ya boşanırsa’ diye. O zaman tek kelime etmedin. Ben hamileydim, biliyordun. Ve sustun. Fark etmediğimi mi sandın? Unutacağımı mı sandın?”
Emre derin bir nefes aldı. Bu sırada Neriman Hanım araya girdi:
“Bu bir önlemdi sadece!”
“Kime karşı? Torunlarının annesine karşı mı?” Elif’in sesi titriyordu. “Bundan sonra bana soğuk davranmamı mı yadırgıyorsunuz?”
“Paralar nerede, Elif?” diye tekrar atıldı kaynana. “Aile bütçesine katmıyorsun, demek ki kenarda. Demek ki gitmeye hazırlanıyorsun.”
“Emre, lütfen anneni götür. Onunla konuşacak bir şeyimiz kalmadı,” dedi Elif, sesini yükseltmeden.
“Tabii tabii! Peki, gidiyorum! Ama bil ki ailenin yıkılmasına sen sebep olacaksın!” diye çıkıştı Neriman Hanım, ama tam çıkarken dönüp ekledi: “Gerçi… başından beri bu evlilik zaten bir denk değildi.”
Kapı kapandıktan sonra Emre uzun süre sustu.
“Gerçekten benim sana ‘yedek köprü’ hazırladığımı mı düşünüyordun?” diye sessizce sordu.
“Ne düşüneceğimi bilemedim. Çünkü sustun. Sessizlik de bir cevaptır.”
“Boşanmak istemiyorum. Seni seviyorum. Çocukları da.”
“O halde bunu kanıtla. Bana yabancı biri olmadığımı göster.”
“Tamam. O evi Ege’nin üstüne yapacağım. Çocukların hesaplarına ben de para yatıracağım. Azar azar, ama düzenli. Güven iki taraflı bir köprüdür.”
Elif yavaşça başını salladı.
“Bir de, ‘boşanma’ kelimesi bu evde yasak,” diye ekledi Emre.
“Kabul.”
Ve uzun zamandır ilk kez, aynı evin kiracıları gibi değil, birbirine ait insanlar gibi konuştuklarını hissettiler.




