Benim artık hiçbir bağlantımı koparmak istediğim bir kız kardeşim var. Aramızdaki ilişkiler yıllar önce çatlamaya başladı ve şimdi net bir şekilde anlıyorum ki, biz birbirimizden o kadar farklıyız ki ortak bir dil bulmamız imkânsız. Onun adı Aslı, büyük bir şehrin kenar mahallesinde lüks bir malikânede yaşıyor. Evinde her şey var: geniş odalar, modern eşyalar, hatta bahçesinde kendine ait bir yüzme havuzu. Aslı bunların hepsini kendi çabalarıyla elde etti—önce yurt dışında çalışarak para biriktirdi, sonra Türkiye’de kendi işini kurdu. Avukat ve itiraf etmeliyim ki, oldukça başarılı. Fakat bu başarısı onu daha iyi bir insan yapmıyor.
Benim adım Elif, Aslı’dan beş yaş küçüğüm. Beraber küçük bir kasabada büyüdük, herkesin birbirini tanıdığı bir yerdi. Annemiz okulda öğretmendi, babamız da fabrikada çalışırdı. Çocukken çok yakındık, sırlarımızı paylaşır, geleceğe dair hayaller kurardık. Ama zamanla Aslı değişti. Her zaman hırslıydı, kasabamızın sunduğundan daha fazlasını istedi. Liseden sonra Ankara’ya okumaya, sonra da yurt dışına gitti. Onunla gurur duyuyordum, başarılı olup yine de iyi kalpli kalacağını sanıyordum. Ama yanı sıra kalmışım.
Yıllar sonra döndüğünde, bambaşka biri olmuştu—soğuk, kibirli. Sanki kız kardeşi değil de, onun “yüksek hayat standardını” anlamayan bir tanıdıkmışım gibi konuşuyordu. Sözleri çoğu zaman eleştiri gibiydi: neden ben çok şey istemiyordum, neden “bu kadar basit” yaşıyordum? Oysa ben onunla yarışmak istemiyordum. Kendi mutluluğum vardı: kütüphanede çalışıyorum, eşim Cem ve iki çocuğum var. Zengin değiliz ama mutluyuz. İşimi, ailecek geçirdiğimiz akşamları, çocuklarla yaptığımız yürüyüşleri seviyorum. Ama Aslı için bunlar çok sıradan ve değersiz görünüyor.
Bir gün kızım Deniz’in doğum gününe davet ettim. Belki ilişkilerimizi düzeltme şansı olur diye düşündüm. Aslı geldi ama bütün akşam bize bir lütuf yapıyormuş gibi davrandı. Yemeği, mütevazı evimizi, hatta çocuk yetiştirme tarzımızı bile eleştirdi. Deniz’e pahalı bir tablet hediye etti ama “Belki böylece bir şeyler öğrenirsin” diye de ekledi. Şok olmuştum. Cem ortamı yumuşatmaya çalıştı ama Aslı sadece iç çekip saate bakıyordu. O gece anladım ki, onu bir daha görmek istemiyorum.
Son damla ise annemizle ilgili yaşadığımız olaydı. Annem ciddi şekilde hastalanmış ve ameliyat olması gerekiyordu. Ben onunla ilgilendim, izin alıp doktor aradım. Aslı bunu biliyordu ama aramadı bile, gelmedi. Sadece mesaj attı: “Hesap numarasını at, para göndereyim.” Ben ondan para istememiştim—annemin yanında olmasını, ona destek olmasını istemiştim. Ama Aslı için her şey liralarla ölçülüyordu. Annem iyileşti ama büyük kızından bir telefon bile beklediği gibi gelmedi. Bu onun kalbini kırdı, bense kız kardeşimin ne hâle geldiğini net bir şekilde gördüm.
Şimdi Aslı kendi hayatını yaşıyor, ben de kendi hayatımı. Bazen yazıyor, malikânesine davet ediyor, ama ben gitmiyorum. Nasihatlerini dinlemek ya da servetiyle övme anlarına tanık olmak istemiyorum. Onun parasına ya da hediyelerine ihtiyacım yok. Ailemi, çocuklarımı, küçük mutluluklarımı değerli buluyorum. Belki o beni başarısız görüyordur—olsun. Biliyorum ki mutluluk havuzlarda ya da lüks arabalarda değil.
Bazen çocukluğumdaki Aslı’yı özlüyorum. Ama o küçük kız artık yok. Onun yerini aile nedir unutmuş bir kadın aldı. Kin beslemiyorum ama hayatımda da tutmak istemiyorum. Eşim var, çocuklarım var, beni olduğum gibi kabul eden dostlarım var. Aslı kendi mükemmel dünyasında kalsın. Umarım bir gün neyi kaybettiğini anlar.
Hayat bize şunu öğretir: Sevgi, para değil, emek ve sadakatle ölçülür.




