**Günlük, 15 Ekim 2023**
Tek başıma oğlumu büyüttüm. Babası, Mehmet daha üç yaşındayken bizi terk etti. “Hayatın yükünden, sorumluluktan, aileden yoruldum,” demişti. Sanki ondan üç yaş küçük bir genç kız olarak ben, yetişkin hayatının ne olduğunu daha iyi bilecekmişim gibi. Kapıyı çarparak çıkıp gitti ve ben çocukla, borçlarla, uykusuz gecelerle ve iki işle baş başa kaldım. O günden sonra kimsenin yardımını beklemedim.
Oğlumu sınırsız sevdim. Mehmet, zeki, iyi yürekli, duyarlı bir çocuk oldu. Ona her şeyimi verdim: emeğimi, sağlığımı, gençliğimi. Sibel’e âşık olduğunda 23 yaşındaydı, o ise 21’inde. İlk aşk, gözleri ışıl ışıl, kahkahaları neşeli. Part-time çalışıp yüzük biriktirdi ve kendi elleriyle evlenme teklif etti. Onun iyi bir koca olacağına hiç şüphem yoktu. Sibel hassas ve sessizdi, ama içimden bir ses iyi bir eş olacağını söylüyordu. Onu kızım gibi kabul ettim.
Sade bir düğün yapıp ev tuttular ve ben içim rahat bir şekilde onları yolcu ettim—kendi mutluluklarını kursunlar diye. Bir yıl sonra Efe doğdu, gururum, her şeyim. İri yarı bir bebek, 4,3 kg. Onu ilk görüşte sevdim. Mehmet daha iyi bir iş buldu, her şey yolunda gidiyordu. Derken… birden bir anda yıkıldı her şey—boşanma.
Bağırış çağırış olmadan, açıklama yapmadan, öylece, “Ben gidiyorum,” dedi Mehmet. İş yerinden başka biri varmış. Onun da bebeği olacakmış. İhanet gibiydi. Onu savunacak bir kelime bulamadım. Sibel, Efe ile birlikte ailesinin yanına döndü, oğlumsa yeni hayatına başladı. “Böyle şeyler olur, aşk biter,” demeye çalıştı. Ama ben biliyordum: babasının yolundan gidiyordu.
Yeni sevdiği kadını tanıştırmak için beni çağırdı. Gitmedim. Hayır. O benim ailem değil. Benim ailem Sibel ve Efe’ydi. Eski gelinimi ziyaret etmeye devam ettim. Anne-kız gibi olduk. Onlara gider, alışveriş yapar, Efe’yle parka çıkardım. Sibel’in ne kadar zorlandığını görüyordum—küçük bir oda, huysuz ebeveynler, bitmeyen yorgunluk. Bir gün dedim ki, “Gel bana.”
Üç odalı evimde tek başıma yaşıyordum. Hepimize yeterdi yer. Hâlâ çalışıyordum ve sıcak bir sohbete, sevgi dolu bir dokunuşa ihtiyacım vardı. Sibel şaşırdı önce, ama akşama kapımdaydı. Eşyalarıyla. Gözleri ağlamaktan şişmişti.
— Size nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum… dedi titreyen bir sesle.
O günden beri üçümüz birlikteyiz. Sibel evi çekip çeviriyor, ben çalışıyorum, akşamları da Efe ve Sibel’le film izliyor, yemek tarifleri deniyor, kahkaha atıyoruz. Yeniden “değerli” hissediyorum. Her şey yolundaymış gibi yapmama gerek yok. Biz gerçek bir aileyiz.
Mehmet, Sibel ve Efe’nin bende kaldığını öğrenip geldi. İşteydim, Sibel açtı kapıyı. Oğlunu görmek istediğini, büyükanne olarak karışmamam gerektiğini söylemiş. Eve döndüğümde onu kapıda görünce dayanamadım. Patladım.
— Karına ihanet ettin. Çocuğunu terk ettin. Babanın izinden gidiyorsun—bir de haklarMehmet bir daha dönüp bakmadı, ama biz üçümüz birbirimize sarıldık ve evimizi yeniden bir yuva yaptık.




