Ah, Kızım, Bu Çocuklarla Artık Başa Çıkamıyorum! Beni Tükettikçe Tüketiyorlar!

“Ah kızım, artık bu çocuklara bakacak gücüm kalmadı! Beni deli ediyorlar!” diye ağlayarak telefon açtı annem, büyük kızının çocuklarına daha fazla dayanamayarak.

“Merve, böyle devam edemem!” dedi kırık bir sesle, telefonun diğer ucunda gözyaşları duyuluyordu. “Bu çocuklar hiç söz dinlemiyor! ‘Pencereye yaklaşmayın’ dedim, ama Deniz bana metal bir traktör fırlattı! Bacağıma! Kocaman bir morluk oluştu!”

Donakaldım, anlattıklarına inanamıyordum. Nasıl olmuştu da ablam Emine’nin çocukları annemi bu hale getirmişti?

Her şey iki ay önce başlamıştı. Emine, kocasını evde metresiyle yakalayınca çocuklarını alıp annemizin evine dönmüştü. Bağırıp çağırmamıştı, sadece eşyalarını toplayıp çıkmıştı kapıdan. Aynı gün boşanma davası açmıştı.

Kocası ne özür dilemişti ne de bir açıklama yapmıştı. Üstelik, Emine’yi aldatmakla suçlayıp aile hesaplarını kapatmıştı. “Boşanmak istiyorsan alacaksın. Ama paralar ancak mahkeme kararıyla verilecek. Nafaka talebinde bulun, öyle yaşayın artık,” demişti. Mahkeme ise altı ay sonraydı.

Emine çalışmıyordu, çocuklarla evdeydi. Çocuk yardımları da kocasının üzerineydi, çünkü evrak işlerini o yapardı. Emine’nin cebinde beş kuruş yoktu. İki çocuk ve bir bavul dolusu acıyla ortada kalmıştı. Annemiz, tabii ki kucağını açtı. Ama artık onun yaşı ve gücü çocuklara bakmaya, temizlik yapmaya ve torunların huysuzluklarına katlanmaya yetmiyordu.

Emine’nin çocuk yetiştirme tarzı hep… en hafif tabirle, tuhaf olmuştu. Çocuklar yaramazlık yapınca sınır koymaz, açıklamaz, azarlamazdı. Sadece dikkatlerini dağıtırdı — “Unuttu gitti” derdi. “Çocuğun kendini ifade etmesine engel olma,” diyordu. Şimdi de bu “kendini ifade eden” çocuklar büyükannelerine oyuncak fırlatıyor, çorbayı yere döküyor, kahvaltıda çikolata istiyorlardı.

Bir keresinde Emine’yle konuşmaya çalışmıştım. “Çocuklar neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmeli,” demiştim. Kesip atmıştı beni: “Önce kendin çocuk doğur, sonra öğüt ver.”

Geri çekilmiştim. Onun çocuklarıydı. Ama şimdi annemi ağlatıyorlardı. Eskiden onlara börekler yapıp hediyeler alan annem, şimdi akşam olmasından korkuyordu. “Ne temizlik yapabiliyorum ne dinlenebiliyorum,” diye şikayet ediyordu. Çocuklar evin içinde koşturuyor, bağırıyor, ağlama krizleri geçiriyordu. Emine ise çalışıyordu.

Yakınlarda bir mobilya mağazasında işe girmişti — telefonlara bakıyor, sipariş alıyordu. Maaşı çok düşüktü, ama yine de bir şeydi. İşten ayrılamıyordu, deneme süresindeydi. Annem tek başına uğraşmak zorunda kalıyordu.

Annem aradığında hemen işten izin alıp yanına koştum. Bacağındaki morluk çok kötüydü. Öfkeden titredim. Odaya girdim ve yeğenlerime sesimi yükselttim. Sert ama şiddetsiz. Anında sessizlik oldu.

Sonra annem fısıldadı: “Sağ ol kızım, yoksa pes edecektim.” O güçlü bir kadındı, ama artık yorulmuştu. Ben de yanına taşınamıyordum, çünkü bir arkadaşımla kiralık evde yaşıyor, kendi evim için birikim yapmaya çalışıyordum.

Emine, çocukları kreşe yazdırmak için belgeleri vermişti. Ama sıra uzundu, şimdilik her şey annemin üzerindeydi. Ve korkuyordum, bir gün annem dayanamayacak.

Şimdi düşünüyorum — ne yapmalı? Annem için içim parçalanıyor. Ama Emine de benim ablam. Boşanma, iş, çocuklar — onun da zor bir dönemi var. Ama onun “eğitim tarzı” her şeyi kaosa sürüklüyor.

Çocukları yanıma alamam. Maddi olarak kaldıramam. Ama böyle devam etmek de annemin sağlığını feda etmek demek.

Belki de artık Emine’yle sertçe konuşma vakti gelmiştir? Net bir seçim sunmalıyım: Ya çocuk eğitimini gözden geçirecek, ya da çocuklar geçici olarak babalarına gidecek. Bırakalım, bir hafta bile onlarla kalsın da görsün.

Çünkü böyle giderse, annemizi kaybedeceğiz. O zaman hepimiz desteksiz kalacağız.

Benim yerimde olsanız ne yapardınız? Ablama gerçekleri nasıl söylemeliyim, ailenin kalanını da yıkmadan?

Rate article
Lifequest
Ah, Kızım, Bu Çocuklarla Artık Başa Çıkamıyorum! Beni Tükettikçe Tüketiyorlar!