**Günlük Sayfam**
“Araba benim, kime vereceğime de ben karar veririm!” diye çıkıştı kayınvalidem.
Eşim Ahmet’le evliliğimizin üçüncü yılındayız. Volgograd yakınlarındaki küçük bir kasabada değil, İzmir’in bir ilçesinde yaşıyoruz. Her kuruşun hesabını yaparak geçinmeye çalışıyoruz çünkü ev kredisi bizi iyice zorluyor. Hayat, Ahmet’in evlilik öncesinden kalma bir hatası olmasa belki daha kolay olacaktı. Annesi, Neriman Hanım’la birlikte bir araba almış, birikimlerinin büyük kısmını bu işe yatırmış. Araba kayınvalidemin üzerine kayıtlı ama bize her ihtiyacımızda vereceğine dair söz vermişti. O sözler havada kaldı ve biz hâlâ bu tuzağın içinde debeleniyoruz.
Ne zaman arabaya ihtiyacımız olsa, Neriman Hanım bin bir bahane buluyor. Ya arkadaşlarına gitmiş, ya yazlıkta, ya da arabayı servise vermiş ve bizi “habersiz bırakmış”. “Otobüs var, binin!” diye çıkışıyor, oysa biz arabayı haftalar öncesinden rica ediyoruz. Şans eseri bir gün alabilsek bile, kayınvalidem aralıksız arar: “Ne zaman getireceksiniz? Neredesiniz? Bu kadar uzun sürer mi?” Acil ihtiyacı olduğundan değil, arabasının penceresinin altında durması onu rahatlatıyor. Bu yardım değil, eziyet ve her seferinde yüreğimi dağlıyor.
Üstelik arabayı kullanırken bakım masraflarını da bizden çekinmeden ister. “Siz de kullanıyorsunuz, ödeyin o zaman!” der. Sigorta, lastik, tamirat… Hepsi bizim cebimizden çıkıyor. O arabaya, değerinden fazla para harcadık ama hakkımız yok. Ahmet’e artık ödemeyip kendi arabamız için para biriktirmeyi teklif ettim. Kayınvalideye arabası bu kadar değerliyse, masraflarını da kendi üstlensin! Fakat Ahmet tereddüt etti, annesiyle arasını bozmak istemedi. Benimle onun kaprisleri arasında bocaladığını gördükçe çaresizliğim daha da büyüdü.
Geçenlerde biraz nefes aldık ve evde tadilat yapmaya karar verdik. Gösterişli bir şey değil, sadece duvarları ve zemini yenilemek istedik. Malzemeleri alırken nakliyeden tasarruf etmek için kayınvalidemin arabasını kullanmayı planladık. Her zamanki gibi günler öncesinden haber verdik. Anahtarları almak için gittiğimizde araba yoktu, Neriman Hanım da arkadaşını ziyarete gitmişti. Ahmet dayanamadı, annesini arayıp ilk defa yükseltti sesini: “Yine bizi bıraktın çaresiz! Daha ne kadar?” Kayınvalidemin tepkisi sert oldu: “Araba benim, kime vereceğimi seçmek de benim hakkım! Bana ne yapacağımı söyleyemezsiniz! Parasını verdiğinize göre kullanmanız da normal!” Sözleri yüzümüze bir tokat gibi çarptı. Ama o an Ahmet’te bir şey kırıldı. Soğukkanlılıkla cevap verdi: “Artık tek kuruş bile vermeyeceğim.”
Kış lastiklerini değiştirme vakti geldiğinde, saatli bomba gibi telefon çaldı. Neriman Hanım, para istemeye başladı. Ahmet, onun sözlerini hatırlattı: “Araba seninse, sen harca.” Çığlıkları, suçlamaları susturmak için telefonu kapattı. İlk kez sınırını çizmişti ve içim bir nebze rahatladı. Artık kendi arabamız için biriktirebilir, başkasınınkine para yatırmayız. Ama Ahmet’in annesiyle arasındaki bu kırgınlık içimi acıtıyor. Kavgalardan nefret ederim ama daha ne kadar sabredecektik bu bencilliğe?
Adaletsizlik yüreğimi sıkıyor. Ahmet’le nefes alamadan çalışıyor, krediyi ödemeye çabalıyor, geleceğimizi kurmaya çalışıyoruz. Oysa kayınvalidem bizi sadece bir finans kaynağı olarak görüyor. Verdiği sözler yalandı, göstermelik ilgisi boştu. Hiçbir zaman bize ait olmayan bir şey için kendimi borçlu hissetmekten yoruldum. Ahmet, özgürlüğümüz adına bir adım attı ama Neriman Hanım’la bu kavganın sadece başlangıç olduğundan korkuyorum. Kolay pes etmez ve “araba benim” sözleri hâlâ kafamda çınlıyor. Ama yemin ederim ki, ateşler içinden geçsek bile bu bağımlılıktan kurtulacağız. Ailemiz daha iyisini hak ediyor ve kayınvalidemin bizden geleceğimizi çalmasına izin vermeyeceğim.




