Bugün günlüğüme şu olayı yazmak istiyorum. Yakın dostum Aylin Hanım, bilge ve anlayışlı bir kadın, oğlunun ailesinin sınırlarına her zaman saygı gösterirdi. Kayseri’ye yakın küçük bir kasabada yaşıyor, sevdiği işi, hobileri, eşi ve dostlarıyla dolu bir hayatı var. Oğlu Emre, eşi Elif ile evli ve minik torunları Kerem büyüyor. Aylin Hanım hiçbir zaman onların işlerine karışmadı, öğüt vermeye kalkışmadı, gençlerin çocuk yetiştirme ve ev işlerine dair farklı fikirleri olabileceğini biliyordu. Oğlunu arayıp hal hatır sorar, gelinini bayramlarda tebrik eder, ayda bir de hep birlikte sıcak bir aile yemeği yerdi. Ancak torunu doğduktan sonra her şey değişti ve şimdi kalbi acı ve anlam veremediği bir yara ile doldu.
Elif, Emre’nin eşi, başından beri soğuk ve mesafeliydi. Kaynanasıyla yakın bir ilişki kurmaya çalışmıyordu ve Aylin Hanım da bunu kabullenmiş, ısrarcı olmamıştı. Onların alanına saygı gösteriyor, karışmıyorlardı, ancak içten içe genç aileyle daha yakın olmayı arzuluyordu. Ne var ki Kerem doğduktan sonra kenarda durmak dayanılmaz hale geldi. Aylin Hanım yardıma hazırdı: Torunuyla ilgilenir, Elif’in işlerini halledebilir ya da dinlenebilmesi için ona zaman tanırdı, ev işlerinin bir kısmını üstlenirdi. Emre çok çalışıyordu ve Elif her şeyi tek başına sırtlıyordu. Aylin Hanım’ın çalışma saatleri esnekti, torunuyla bir gün geçirebilirdi, ancak Elif her türlü yardımı kesin bir dille reddediyordu ve davranışları giderek daha da soğuklaşıyordu.
Doğumdan hemen sonra Elif bir şart koştu: Aylin Hanım ziyaretlerini önceden haber vermeliydi. Dostum bu kurala uydu, birkaç gün önceden arar, Kerem’i görmek ve hediyeler getirmek için uğrayacağını söylerdi. Ama her seferinde bir terslik çıkıyordu. Elif, ziyareti ertelemek için onlarca sebep buluyordu: Doktor gelecekti, arkadaşı misafir olacaktı, “uygun değildi”. Aylin Hanım, kendini onlara göre ayarlayarak, planlarını değiştirir, randevularını iptal ederdi. Ama belirlenen saatte gittiğinde bile, ancak yarım saat dayanabiliyorlardı. “Kerem’i gezmeye çıkaracağız,” deyip kapıyı gösteriyordu Elif ve kaynana, içindeki kırgınlığı yutarak, torunuyla yeterince vakit geçiremeden ayrılıyordu.
Bazen daha kötüsü de oluyordu. Aylin Hanım hazırlanmış, tam kapıdan çıkacakken telefon çalıyordu: “Kerem bütün gece uyumadı, diş çıkarıyor, bugün olmayacak.” Ve ziyareti yarına değil, belirsiz bir “sonra”ya erteliyordu. Aylin Hanım, gözyaşlarını tutarak boş eve dönüyor ve kendini istenmeyen birisi gibi hissediyordu. Torununu görmek, onu kucağına almak, kahkahasını duymak arzusu, bitmek bilmez bir küçük düşürülme serisine dönüşmüştü. Bunları bana anlatırken sesi titriyordu ve artık dayanamadım. “Kendini bu kadar ezdirme!” dedim. “Torununu görmek istiyorsan, senin uygun olduğun zamanda git. Yarım saat önceden haber ver, geleceğini söyle. Sen oğluna ve torununa gidiyorsun, gelinine değil. O sana uysun!”
Aylin Hanım şaşırmıştı. İstemeyen birine zorla gitmeye alışık değildi, oğluyla ilişkisini bozmak istemiAma artık daha fazla beklemeye niyeti yoktu, çünkü torununun sevgisine layık olduğunu biliyordu.




