«Onun İki Kızından Biri Gerçek Babası, Ama Diğerinin Kalbi Yok mu?»

Bugün defterime yazıyorum. O, sadece iki kızından birinin babası. Peki bizim küçük kızımızın bir kalbi yok mu?..

Ahmet’le evlendiğimde, onun ilk evliliğinden bir kızı olduğunu biliyordum. Bunu saklamadı, hatta açıkça söyledi: “Asla çocuğumu bırakmayacağım, elimden geleni yapacağım,” dedi. Buna saygı duydum. Sonuçta çocuk, anne babasının ilişkisinin bozulmasından suçlu değildi. Kıskanmadım, karışmadım, sesimi çıkarmadım. “Kızına sahip çıkan bir erkek, bizim çocuğumuza da aynı şekilde baba olur,” diye düşündüm.

Ama öyle olmadı.

Küçük Elif doğduğunda, umdum ki artık sevgisini eşit paylaşacak. Çok çalışıyordu, ek işler alıyordu, bize bakmak için. Ancak ilgisi… hep diğer aileye gitti. Her pazar, büyük kızıyla buluşmuydu. Hediyeler, gezmeler, sinema, kafeler, sosyal medyada “dünyanın en güzel kızı” etiketli fotoğraflar. Peki bizim Elif? Babasıyla neredeyse hiç vakit geçirmedi. Bebekle oynamak ona sıkıcı geliyordu sanırım. “Yoruldum,” diyordu, “daha küçük, büyüdüğünde vakit geçireceğiz,” diye avutuyordu beni. İnandım. Umut ettim. Sabrettim.

Zaman geçti, ama hiçbir şey değişmedi.

Büyük kız okula başladığında, Ahmet ona daha fazla harçlık vermeye başladı. Ben de çalışıyordum, bütçeyi sarsmıyordu. Sonra telefonlar başladı. Büyük kız, kendisi istemeye başladı. Bir defasında yeni bir telefon, sonra marka ayakkabılar, ardından makyaj malzemeleri, tablet, deniz tatili. Eski eşi hiçbir zaman bir şey talep etmedi, bu arada. Onu suçlayamam. Ama kız, babasını nasıl yönlendireceğini çabuk öğrendi. O da izin verdi. Suçluluk duyuyordu. Sanırım hayatından çıktığı için. Ve onu “satın almaya” çalışıyordu.

Eski eşi bile birkaç kez onunla tartıştı. “Çocuğu şımartıyorsun, sevgiyi hediyelerle değiştiremezsin,” dedi. Ama Ahmet, “Vicdanımı biraz olsun rahatlatmalıyım,” diyerek geçiştirdi. Peki bizim Elif’in vicdanı neden rahatsız etmiyordu onu? Elif’le neredeyse hiç zaman geçirmedi.

Büyük kızın her doğum günü, bir kutlama. Balonlar, pastalar, fotoğraf çekimleri. Her pazar, mutlaka bir buluşma. Bir kez bile bizim kızı götürmedi. “Büyük kız kıskanır,” dedi, “ilişkileri bozmayalım.” Peki bizim Elif’in hisleri? Neden onun duyguları, başkalarınınki için yok sayılıyordu?

Susuyordum. Ama içim acıyordu. Elif’e göstermemeye çalıştım, ama o da görüyordu. Babası olan, ama gerçekte yokmuş gibi yaşayan bir evde büyüyordu. Fiziken yanımızdaydı, ama ruhu başka yerdeydi. Kanepede uyuyor, telefonuyla oynuyor, günde bir falza konuşmuyordu. Oysa Elif de elinden tutulsun, gününün nasıl geçtiği sorulsun, uyumadan önce masal dinlesin istiyordu.

Şimdi büyük kız on altı yaşına geldi. İstekleri iyice abartılı hâle geldi. Bazen şaşırıyorum. Ahmet asla reddetmiyor — ne dilese alıyor. Son model telefonlar, pahalı kozmetikler, lüks markalar, yurtdışı gezileri. Bu sene iki kere gitti. Peki bizi bir kere bile tatile götüremedi. “Param yok,” diyor. “Yorgunum,” diyor. “İşim var,” diyor.

Bu yaz, Elif yine benimle evde kaldı, ablası yurtdışına giderken. O gün artık dayanamadım. İlk kez her şeyi söyledim. Bağırmadan. Ama yüreğim parçalanarak. “Beni üzüyorsun,” dedim. “Kızımızı unutman acı veriyor.” Yılda iki kez tatile giden, her istediği telefonu alan bir çocuk “mağdur” sayılmaz. Ama Elif… üç yıldır deniz görmüyor. Sırf “canı istedi” diye bir hediye almadı. Yine de babasını seviyor. Onu bekliyor. “Birbirini fark edecek” diye umuyor.

O ise “İkisine de eşit davranıyorum,” diye inanıyor.

Giderek daha çok düşünüyorum: Belki bir boşanma gözlerini açar. Belki o zaman anlar ki Elif’in de duyguları var. Onun da bir babaya ihtiyacı var, kanepede gölge gibi yatan birine değil. Ama korkuyorum. Çünkü onu hâlâ seviyorum. Ama kızımın kalbindeki boşluğa daha fazla dayanamıyorum…

Bugün anladım ki bazen sevmek yetmiyor. Bazen, sevdiğiniz insana “dur” diyebilmek de lazım. Yoksa bedelini masumlar ödüyor.

Rate article
Lifequest
«Onun İki Kızından Biri Gerçek Babası, Ama Diğerinin Kalbi Yok mu?»