O, iki kızından sadece birinin babası. Ama bizim küçük kızımızın bir kalbi yok mu?..
Mehmet’le evlendiğimde, onun ilk evliliğinden bir kızı olduğunu biliyordum. Bunu saklamadı, aksine, çocuğunu asla bırakmayacağını ve elinden geldiğince ona yardım edeceğini söyledi. Bunu saygıyla karşıladım. Sonuçta çocuğun ailesinin ilişkisinin bozulmasında bir suçu yoktu. İtiraz etmedim, kıskanmadım, karışmadım — kızına karşı sorumluluk sahibi bir adamın, gelecekte bizim çocuğumuzun da babası olacağını düşündüm.
Ama hiçbir şey düşündüğüm gibi olmadı.
Elif doğduğunda, sevinçle onun artık sevgisini eşit paylaşacağını hayal ettim. Gerçekten de bizi geçindirmek için çok çalıştı, ek işler aldı. Ama ilgi… tüm ilgi oraya, o aileye gitti. Her pazar — büyük kızının yanına gitti. Hediyeler, park gezileri, sinema, kafeler, sosyal medyada “dünyanın en iyi kızı” etiketli fotoğraflar. Peki ya bizim Elif? Babasıyla neredeyse hiç vakit geçirmedi. Görünüşe göre bebekle zaman geçirmek ona sıkıcı geliyordu. Yorgun olduğunu söylüyor, “daha çok küçük, büyüdüğünde onunla oynar, kitap okur, vakit geçiririm” diyordu. İnandım. Umut ettim. Sabrettim.
Ama zaman geçti ve hiçbir şey değişmedi.
Büyük kızı okula başladığında, Mehmet onun masrafları için daha fazla para vermeye başladı. O sırada ben de çalışmaya başlamıştım, bu yüzden bütçemizi sarsmıyordu. Ama sonra telefonlar gelmeye başladı. Büyük kızı kendi isteklerini söylüyordu. Bir kez — iPhone, sonra — marka ayakkabılar, ardından — makyaj malzemeleri, tablet, deniz tatili. Eski eşi, bu arada, hiçbir zaman ondan bir şey talep etmedi. Onu suçlayamam. Ama kız çok çabuk babasını nasıl yönlendireceğini öğrendi. O da izin verdi. Suçluluk duyuyordu. Sanırım hayatından çıktığı için. Ve bunu “satın almaya” çalışıyordu.
Eski eşi bile birkaç kez onunla tartıştı. Çocuğu şımarttığını, sevginin hediyelerle değiştirilemeyeceğini söyledi. Ama Mehmet “en azından böyle telafi etmeliyim” diyerek savuşturdu. Ama bizim kızımızın karşısında hiç suçluluk hissetmedi. Halbuki Elif’le hiç vakit geçirmedi.
Büyük kızın her doğum günü — bir şölen. Balonlar, pastalar, fotoğraf çekimleri. Her pazar — mutlaka bir buluşma. Hiçbir zaman bizim kızımızı da götürmedi. “Büyük kız kıskanır, ilişkileri bozmayalım” dedi. Peki bizim Elif’in duyguları? Neden onun hisleri başkasının duyguları uğruna göz ardı ediliyor?
Sessiz kaldım. Ama içim kan ağlıyordu. Elif’e ne kadar acı çektiğimi göstermedim, ama o da her şeyi görüyordu. Babası olan ama aslında olmayan bir evde büyüdü. Fiziken yanımızdalardı. Ama ruhuyla değil. Koltukta uyuyor, telefonda oyun oynuyor, günde birkaç kelime konuşuyor. Oysa o da elinden tutulsun, gününün nasıl geçtiği sorulsun, uyumadan önce masal okunsun istiyor.
Şimdi kocamın büyük kızı neredeyse on altı yaşında. İstekleri artık uçuk seviyede. Bazen şaşırıyorum. Mehmet hiçbir zaman hayır demiyor — ne isterse alıyor. iPhone’lar, makyaj ürünleri, marka kıyafetler, yurtdışı gezileri. Bu sene — şimdiden iki kez. Ama bizi yılda bir kez bile tatile götüremiyor. Hep parası yok. Hep yorgun. Hep iş.
Bu yaz Elif yine benimle şehirde kalırken, ablası yurtdışına gitti. İşte o zaman dayanamadım. İlk defa içimi döktüm. Bağırarak değil. Ama acıyla. Ona kızımızı unuttuğu için üzüldüğümü söyledim. Yılda iki kez tatile giden, en yeni telefonları alan bir çocuğun “mahrum” sayılamayacağını anlattım. Ama Elif… üç yıldır deniz görmüyor. Hiç sebepsiz hediye almadı. Yine de babasını seviyor. Onu bekliyor. Onun da bir gün kendisini fark edeceğine inanıyor.
O ise iki kızına da aynı şekilde davrandığını düşünüyor.
Artık daha sık düşünüyorum, belki de ancak bir boşanma gözlerini açar. Belki o zaman Elif’in de duyguları olduğunu anlar. Onun da bir babaya değil, kanepede yatan bir gölgeye değil, gerçek bir baba figürüne ihtiyacı olduğunu fark eder. Ama korkuyorum. Çünkü hâlâ bu adamı seviyorum. Ama kızımın kalbindeki boşlukla büyümesine daha fazla dayanamıyorum…




