*Günlük,*
O an’a kadar her şey bir rüya gibiydi, ya da bana öyle geliyordu. İstanbul’un sessiz bir banliyösündeki şirin evimiz, birbirine bağlı bir aile, düzenli bir iş… Ne ben ne de eşim Elif’in ailesi hayatımıza müdahale etmezdi, zaten buna sebep de yoktu. Kızımız Deren, minik meleğimiz, her günümüze neşe katıyordu. Her şey mükemmeldi… O korkunç akşama kadar.
İşten eve hızla yürüyordum, semtimizi şehrin gürültüsünden ayıran karlı parkı geçerken. Rüzgar uluyordu, sokak lambaları solgun ışıklarıyla yolu aydınlatıyordu. Birden karanlıktan çığlık yükseldi: “Bırak beni, yalvarırım!” Ses öyle keskin ve tüyler ürperticiydi ki donup kaldım, gözlerimi karanlığa dikerek. Çığlık tekrar geldi, bu sefer daha yakından, ve düşünmeden sesin geldiği yöne koştum.
Kar tanelerinin arasından siluetleri seçebiliyordum: narin bir kız, iri yarı bir adamın pençesinden kurtulmaya çalışıyor, onu terk edilmiş bir inşaat alanına doğru sürüklüyordu. Kollarında titreyen bir *Ankara kedisi* vardı. Kendimi adamın üzerine attım, montundan yakaladım. Öfkeyle döndü ve yumruk savurdu. Yanağımda keskin bir acı hissettim, ancak ikinci vuruştan kaçındım ve tüm gücümle böğrüne tekme attım. Sendeledi, kaldırıma takıldı ve başını buz tutmuş kara çarparak yere yığıldı. Kız, ardına bakmadan, kedisini kucağında sıkıca tutarak geceye karıştı.
Nefes nefese kalmıştım, kendime gelmeye çalışıyordum. Saldırgan hareketsiz yatıyordu. Sokak lambasının altında, başının çevresindeki karda koyu bir leke yapmaya başlayan kanı fark ettim. Kemiklerime kadar üşüdüm. Ambulansı aradım, ama içimden bir ses zaten geç kaldığımızı söylüyordu. Gelen sağlık ekipleri en kötü haberi verdi—ölüm. Polis hemen ardından geldi ve evime gitmek yerine karakolda, soru yağmuru altında buldum kendimi.
Elif’le ancak mahkeme salonunda karşılaşabildim. Savcının talimatlarıyla görüşmemize izin verilmiyordu, her isteğim reddediliyordu. Olanları olduğu gibi anlattım: çığlığı, kavgayı, o tesadüfi darbeyi. Kurtardığım kız bile ifade vermeye gelmişti, ama soruşturma beni suçlu görmekte ısrarlıydı. Meşru müdafaa mı? Hayır, sınırın aşılmasıydı. Yargıç kararı okudu: dört yıl hapis. Salonun arkasında oturan Elif’in yüzünü elleriyle kapadığını, omuzlarının hıçkırıklarla titrediğini gördüm. Dört yıllık ayrılık bir ömür gibi geliyordu. Avukatın çabalarıyla ceza hafifletildi, savcı itiraz etmedi ve kaderimi kabullenmek zorunda kaldım. Koğuşta fısıltılar “on yıl”dan bahsediyordu, dört yıl neredeyse bir lütuf gibiydi.
Cezaevi beni rutubet ve gri duvarlarla karşıladı. Karantina sonrası Elif’in ziyaretini bekledim, ama hiç gelmedi. Mektuplarında günlük işlerden, Deren’den bahsediyordu, ama her seferinde ziyarete gelemeyecek bir sebep vardı. Kızımın hasreti ciğerimi yakıyordu, onu kucaklamayı özlüyordum, ama annesi olmadan bir çocuk cezaevine giremezdi. Elif’ten gelen mektuplar seyrekleşirken, benim her gün gönderdiklerim boşluğa karışıyor gibiydi.
Ve sonunda, kalbimi paramparça eden o gün geldi. Elimde kalın bir zarf vardı. Düzgün el yazısını görünce gülümsedim, ama satırları okudukça yüzümdeki ifade dondu. Elif boşanma istiyordu. “Yoruldum, Emre. Tek başıma dayanamıyorum. Güvenebileceğim biri var artık. Deren büyüyor, dört yıl sonra ne olacak? Beni affet.” Kelimeler kızgın demir gibi yaktı. Mektubu buruşturup attım, dünyam yerle bir olmuştu. Koğuş arkadaşım yüzümü görünce omzuma vurdu: “Toparlan kardeşim. Çıkarsın, hallolur. Gel, çay demleyelim.”
Acı çayın yudumları arasında, benim gibi mahkûmların arasında, öfkeyi zorlukla bastırıyordum. Koğuş ağası, gözlerini kısarak, “Boş boş konuşma, çalış. Normları doldur, şartlı tahliye için çabala. Zaman her şeyin üstesinden gelir,” dedi. Sözleri aklıma kazındı. Deli gibi çalışmaya başladım: çift norm yapıyordum, sustum, katlandım. Koğuş görevlisi çabalarımı görünce şartlı tahliye için başvurdu. Şimdi, kararı bekliyorum, özgürlüğe bir adım daha yaklaştığım anı hayal ederek.
Peki ya sonrası? Bilmiyorum. Ama şundan eminim: Deren’i almak için her şeyi yapacağım. Onun yeni “babası” ve aşkımızı bu kadar kolay harcayan Elif, kızımı benden alamayacak. Hayat ne kadar zorlarsa zorlasın, direneceğim. Onun için…




