Oğlumu Yalnız Büyüttüm, Destek Beklerken Eşiyle Birlikte Yük Oldu

Bir rüyadaydım sanki, bulanık ve acı dolu. Tek başıma büyüttüm oğlumu, her şeyi feda ettim, onun iyi bir insan olması için didindim durdum. Ama şimdi bana sadece kayıtsızlık, tembellik ve ihanet kaldı. Sevdiğim oğlum ve onun eşi, sırtıma yük oldular. Şimdi önümde iki seçenek var: ya kapı dışarı edeceğim onları ya da dayanmaya devam edip son gücümü de tüketeceğim.

Adım Ayşe Yılmaz. Karadeniz’in küçük bir şehrinde yaşıyorum. Oğlum Kerem, çocukken hayatımın hediyesiydi. Nazik, saygılı, uslu—hiç sorun çıkarmazdı. Ben, yalnız bir anne olarak, ona iyi bir hayat sunabilmek için gece gündüz çalıştım. Büyüyünce bana destek olacağını, benim ona yaptığım gibi el uzatacağını hayal ettim. Ama bu hayaller, Kerem büyüdükçe bir kumdan kale gibi çöktü.

Liseden sonra üniversiteye gitmeyi reddetti. “Anne, okul bana göre değil,” dedi ve askere gitti. Askerliğin onu daha sorumlu yapacağını, döndüğünde bir gelecek kurmak isteyeceğini sandım. Ama yanılmışım. Geri geldiğinde, ümitlerimi yerle bir etti. Okumak mı? “İstemiyorum.” Çalışmak mı? “Anca beğendiğim bir iş olursa.” İstekleri gerçekçi değildi: yüksek maaş, kolay iş, hiç efor harcamamak. Bir depoda işe girdi ama bir ay sonra bıraktı, “Bana göre değilmiş,” dedi. Altı ay evde oturdu, hiçbir şey yapmadı. Ben, kısıtlı emekli maaşımla onu besledim, giydirdim, her şeyi karşıladım, kendime yetecek parayı zor bulurken.

Sonra Kerem eve bir eş getirdi—Nur, on sekiz yaşında, ne işi ne de planları olan bir kız. Kendine güveni göğüs kabartıyordu sanki, eğitimsiz, ama dünyanın onun ayaklarının altında olduğunu sanıyordu. Tabii ki evime yerleştiler. Zaten küçük olan evim bir savaş alanına döndü. Üstü başı dağınık, hiçbir şey yapmadan oturuyorlardı. Ufak bir uyarım bile öfkeyle karşılık buldu. “Anne, biz hallederiz!” diye çıkıştı Kerem. Nur da gözlerini devirip onayladı. Sözleri, emeklerime karşı bir alay gibiydi.

Bir gün dayanamadım. “Halledin o zaman, ama benim evimde değil!” diye patladım. “Emekli maaşımla ikinizi birden besleyemem! Kendime zar zor yetiyorum, siz boynuma çökmüşsünüz!” Sesim öfke ve acıyla titriyordu. Son uyarımı yaptım: ay sonuna kadar eşyalarını toplayıp çıkacaklardı. Kerem bana küskün baktı, Nur homurdandı, ama itiraz eden olmadı. Ama içimde bir korku var: Ya gitmezlerse? Kendi oğluma karşı ne yapacağım?

Kerem’e olan sevgimle adalet duygum arasında parçalanıyorum. O benim kanım, her şeyden vazgeçtiğim oğlum. Ama o artık beni düşünmüyor. Kayıtsızlığı, tembelliği, sorumsuz bir eş seçişi—hepsi birer tokat gibi yüzümde patlıyor. Nur durumu daha da kötüleştiriyor: yemek yapmıyor, temizlik yapmıyor, benim sırtımdan geçiniyor, sanki ona bakmak zorundaymışım gibi. Hayatımın, onları sürüklerken eriyip gittiğini görüyorum ve bu içimi parçalıyor.

Ne yapacağım? Onları kovarsam, oğlumu sonsuza dek kaybederim. Kalmalarına izin verirsem, kendimi bitiririm. Her gün Kerem’e bakıp o sevdiğim küçük oğlanı arıyorum, ama karşımda sadece vefasızlığı unutmuş bir yabancı duruyor. Onun desteğine dair umudum öldü, şimdi bir uçurumun kenarındayım ve atacak gücüm var mı bilmiyorum…

Rate article
Lifequest
Oğlumu Yalnız Büyüttüm, Destek Beklerken Eşiyle Birlikte Yük Oldu