Üç Köfte Aldım, Eşim Sinirlendi ve Kilo Vermemi Söyledi

Altı yıllık evliliğimde üç çocuk dünyaya getirdim. En büyük oğlum Emre beş yaşında, kızım Elif üç, en küçük oğlum Can ise henüz altı aylık. Adım Sevgi, otuz dört yaşındayım. Hep sağlam bir aile ve çocuklar hayal etmiştim; şimdi her şey var gibi görünüyor ama son zamanlarda kendimi kaybediyormuş gibi hissediyorum.

Murat’la tanıştığımda neredeyse otuz yaşındaydım. Etraftaki tüm arkadaşlarım çoktan evlenmiş, çocuk sahibi olmuş, okul ve kredi konuşuyorlardı. Ben ise hep iş-eviş arasında gidip geliyordum. Sonra o çıktı karşıma — uzun boylu, kendinden emin, eski bir sporcu, şimdi departman müdürü. Hiç bana ilgi göstereceğini düşünmemiştim. Ama bir anda ilgilenmeye başladı, buluşmalara çağırdı, hobilerimi sordu. Beni annesiyle tanıştırmaya davet ettiğinde ise anladım: Bu ciddi demekti.

Annesi şefkat dolu bir kadındı. İlk görüşte beni kabul etti, “güzel kızım” diye sevdi ve Murat’ın evlenme teklif etmesi için adeta itekledi. Evlendik ve mutluydum. Dokuz ay sonra Emre doğdu, ardından Elif ve Can geldi. O günden beri işe dönmedim. Tüm vaktim ev ve çocuklara gidiyor.

Emre resim ve dans kursuna gidiyor, Elif’le evde okul öncesi eğitim yapıyoruz. Kendimi iyi bir anne olarak görüyorum ama bir sorun var: Kilo aldım. Hem de çok. Şu an 80 kiloyum, oysa eskiden 48 kiloydum. Zamanında haftada iki kez spor salonuna giderdim. Şimdi üç çocuk var ve kendime bir dakika ayırmak neredeyse imkânsız.

Arada evde egzersiz yapmaya çalışıyorum ama başlar başlamaz biri su istiyor, diğeri tuvalete gidiyor, öteki kucağa geliyor. Öyle günler oluyor ki yataktan kalkacak gücü zor buluyorum, spor yapmaktan bahsetmiyorum bile.

Murat önceleri şakalar yapardı: “Küçük topaç”, “ayıcığım” derdi. Hatta hoşuna gidiyor gibiydi. Sonra bıraktı. Sessizce bakmaya, iç çekmeye başladı. Ardından eleştiriler başladı.

Geçen hafta öğle yemeğinde tabağıma üç köfte koydum — sabah aç kalmıştım. Birden ikisini tabağımdan aldı, tavaya geri attı ve soğuk bir sesle:

“Kilo vermen gerek. Kendini hiç gördün mü?” diye sordu.

Donakaldım. Sonra ekledi:

“Başka birine aşık olursam, suçlu sen olacaksın. Benim yanında olmak isteyeceğim bir kadın lazım. Sen ise… kendine bir bak.”

Bu sözler yüzüme bir tokat gibi çarptı. Gözlerimi yere indirdim, dudaklarımı ısırdım. Aklımdan geçen tek şeydi: “Haklı belki de… Kendimi bıraktım. Çirkinim. Yorgunum. Artık ilgi çekici değilim.”

Ben de isterdim aslında — kuaföre gitmeyi, manikür yaptırmayı, kafede oturmayı. Ama ne zamanımız ne de paramız var. Her şey çocuklara, kurslara, kiralara, kredilere, Murat’ın kıyafetlerine gidiyor — müdür sonuçta, şık görünmeli. Annesine de yardım ediyoruz, emekli maaşı yetmiyor. Kendime ayıracak hiçbir şey kalmıyor.

Bazen giyinip aynaya bakıyorum ve ağlıyorum. Hiçbir şey olmuyor. Hiçbir şey yakışmıyor. Çirkin ve gereksiz hissediyorum.

Murat iyi kazanıyor ama para yetmiyor. Benimse gelirim yok — çalışmıyorum. Bir kısır döngüde sıkışıp kaldım: Çalışacak vaktim yok, bu döngüden çıkacak gücüm yok.

Gitmesinden korkuyorum. Diğer kadınlara baktığını görüyorum — ince, bakımlı, zarif olanlara. Elimden geleni yapıyorum. Ama “mükemmel” olmam mümkün değil. Sürekli yemek yapıyor, çamaşır yıkıyor, ütülüyor, çocukları uyutuyor, burun silip alt temizliyorum.

Bazen içimden diyorum ki, kaynvalidem olmasa çoktan eşyalarını toplayıp gitmişti. O hep “Murat, senin harika bir eşin, iyi bir annen var. Birkaç fazla kilo yüzünden aileyi bozamazsın” diyor.

Onun sözlerine tutunuyorum. Belki bir gün aklı başına gelir diye umut ediyorum. Beni neden sevdiğini hatırlar belki. Bunların geçici olduğunu anlar. Eski halime döneceğim belki… Ama şimdilik… sadece korkuyorum.

Bazen rüyamda eski Sevgi olarak uyanıyorum — ince, neşeli, özgüvenli. Sonra gecenin bir yarısı Can’ın ağlamasıyla uyanıyorum ve yine bezler, biberonlar, muhallebiler…

Yorgunum. Artık kadın gibi hissetmiyorum. Sadece bir işlevim var: Anne. Temizlikçi. Bir gölge.

Ve aklımda hep aynı soru dönüp duruyor: “Ya gerçekten giderse?”

Rate article
Lifequest
Üç Köfte Aldım, Eşim Sinirlendi ve Kilo Vermemi Söyledi