— Ben kaynanaıma yardım etmeyeceğim, bunu hayal bile etmesin! — diyor Ayşe, sesi biriken kırgınlıklarla titreyerek. — Bu kadının benden destek beklemeye hakkı yok. On yedi yıllık evliliğimiz boyunca, oğluna ve bize ne bir kuruş yardımı dokundu ne de bir iyiliği. Üstelik, ağzından tek bir sıcak laf bile duymadım! Hep ‘kimseye bir borcum yok’ diye konuşurdu. Şimdi anlıyorum ki haklıymış. Ama benim de ona borçlu olduğum bir şey yok!
Ayşe, İzmir’in bir kasabasında, mütevazı ama sıcak bir evin salonunda hikâyesini anlatırken, iki ergen oğlu odalarında ders çalışıyor. Kocasıyla birlikte yıllardır bir düşmanla savaşır gibi kredilerini ödemeye çalışıyorlar. Eğer annesi olmasaydı, bu yükün altından kalkamayacaklarına emin. Annesi para vermemiş belki, ama torunlarının tüm yükünü omuzlamış. Onları kreşe götürmüş, hastalandıklarında başlarında beklemiş, okuldan alıp ödevlerine yardım etmiş, antrenmanlara yetiştirmiş ve karınlarını doyurmuş. Böylece Ayşe ve kocası, günlük telaşlara takılmadan çalışabilmişler.
Yıllar boyu didinip durdular, krediyi kapatmak ve çocuklarına iyi bir gelecek sunabilmek için. Küçükken çocuklarla işi nasıl idare ettiğini düşündükçe içi sızlıyor. “Annem olmasaydı, hiçbir şeyimiz olmazdı,” diyor Ayşe, derin bir nefes alarak. “İki küçük çocukla o kadar çalışamazdım.”
Peki ya kaynanası? O bütün bu yıllar boyunca sadece kendini düşünmüş. Torunlarını sadece bayramlarda görmüş, o da üstünkörü. Her zaman daha önemli işleri çıkmış — ya arkadaşlarıyla gezmeye gitmiş, ya da kendi dertlerine dalmış. Ayşe birkaç kez, utana sıkıla, çocuklara bir bakmasını rica etmiş, ama her seferinde sert bir reddetmeyle karşılaşmış. “Ben oğlumu tek başıma büyüttüm, sen de başarırsın,” demiş kaynanası keskin bir tonla. “Benden yardım bekleme.” Birkaç denemeden sonra Ayşe artık ona yüz vermemiş. Cevabı baştan belli olan bir kapıyı çalmanın anlamı yok.
— Annem neredeyse çocuklarımı o büyüttü! — diyor Ayşe, sesi sıcaklıkla dolup taşarak. — Ona minnettarım. Eğer bir gün yardıma ihtiyacı olursa, kocamla birlikte elimizden geleni yaparız. Ama kaynana bambaşka. Evet, kocamın annesi, belki ahlaken ona destek olmamız gerekiyor. Ama aramızda ne bir sevgi ne de bir bağ var. O bu mesafeyi kendi seçti.
Ayşe sustu, pencereden dışarıya, hafiften yağan kara bakarken gözlerinde hem acı hem de bir kararlılık okunuyor. Kendi kendine soruyor: Bu kadın neye güveniyor? Yaşlanmayacağını mı sanıyor? Hep güçlü ve bağımsız kalacağını mı düşünüyor? Ayşe, bu düşünceleri kafasından siler gibi başını sallıyor. “Hayat bir bumerang,” diyor sessizce. “Ne ekersen onu biçersin. Sevgi, saygı, yardım… Bunların hepsi hak etmeyi gerektirir. O ise hiç uğraşmadı bile.”
Ancak içinde bir çelişki de hissediyor. Belki kırgınlıkları bir kenara bırakmalı? Belki yılların ilgisizliğine rağmen, kaynanasına kendi annesi gibi bakmak zorunda kalacak? Sonuçta yaşlılık kimseyi esirgemez, belki de kocasının ailesine karşı borcu, geçmişi unutmasını gerektirir. Yoksa herkes yaptıklarının bedelini mi ödemeli? Ayşe cevap bilmiyor ve bu soru onu kemirip duruyor.
Peki siz ne düşünüyorsunuz? Ayşe, dişini sıkıp kaynanasına yardım etmeli mi, yoksa herkesin hak ettiğini bulduğuna inanmak daha adil mi? Hayat borçlarını mutlaka ödetir, ama kimAyşe, pencereden dışarı bakarken, yüreğindeki bu çelişkiyle baş etmenin tek yolunun kendi vicdanının sesini dinlemek olduğunu anladı.




