Güneşin Kıyısında Kopuş: Bir Rüya Gibi
Ayşegül tatilden dönüyordu, yüreği hüzünle sıkışmıştı. Eşi Mehmet, tüm bu zaman boyunca tek bir mesaj bile atmamıştı. İzmir Garı’nda onu karşılayan kimse yoktu… Eve geldiğinde içeri giren karanlık, soğuk mutfak ve dağınık odalar onu bekliyordu. “Demek ki Mehmet tüm bu zamanı annesinde geçirmiş,” diye düşündü acıyla. Hemen ikinci valizini çıkarıp eşyalarını toplamaya başladı. Tam o sırada kapıda beliren Mehmet onu öyle yakaladı.
“Geldin mi?” diye tersledi, eşikte dikilerek. “Seni beklemiyordum bile! Eğlendin mi? Her şey cezasız kalacak sanıyorsun, değil mi?”
Ayşegül acı acı güldü, neredeyse histerik bir kahkaha.
“Merak etme, fazla kalmayacağım,” dedi, sesi bastırılmış duygularla titriyordu.
“Bu ne demek şimdi?” diye kaşlarını çattı Mehmet. Ve o an aklına düştü…
“Mehmetciğim, nasıl böyle yaparsın? Bu tatili aylardır planlıyorduk!” Ayşegül’ün gözleri dolmuştu. Tüm yıl bu seyahati düşlemişti. Mehmet’le birlikte para biriktirmişler, tur araştırmışlar, sahilde güneşin altında uzanacakları günleri hayal etmişlerdi.
“Ne yapabilirim ki? Annem hastalandı, kalmam gerekiyor,” diye mırıldandı Mehmet, gözlerini kaçırarak.
“Peki ne zaman gideceğiz? Eğer anneni hastaneye kaldırsalardı ya da yataklara düşseydi anlardım! Ama önemli bir şeyi yok ki!” diye isyan etti Ayşegül.
“Dün ateşi vardı! Ambulans çağırdı!” diye öfkeyle parladı Mehmet.
“Ateşi çok yüksek değildi, ilaç içince düştü zaten. Mehmet, bu tur son fırsat! Bugün almazsak bir daha bu fiyata bulamayız!”
“Biliyor musun? Senin bu bencil inatçılığın beni deli ediyor! Dedim ya, gitmiyoruz. Annemin durumu kötüleşebilir!” diye kesip attı.
“Zaten bir de kız kardeşi var,” diye hatırlattı Ayşegül. “O bakamaz mı annene?”
“Leyla’nın işleri var, biliyorsun. Konuyu kapat. Başka zaman gideriz. Hem bu tatilde evde kalacağız zaten. Anneme söz verdim, ev tadilatında yardım edeceğim. Sen de yardım edeceksin.”
Mehmet odadan çıktı, sanki tartışma bitmişti. Ayşegül ise gözyaşlarına boğuldu.
Sevmediği bir işte çalışıyordu, sırf eve para getirsin diye… Şimdi bir de beklediği tatil elinden alınmıştı. Patronunun sürekli eleştirilerine katlanmış, fazla mesailer yapmış, hepsini bir tek hayali için çekmişti: sıcak kumlar ve masmavi bir deniz…
Yıllardır iş değiştirmek istiyordu ama Mehmet izin vermemişti. “Burada iyi para kazanıyorsun,” diyordu. Arabalarını yenilemişlerdi, evi elden geçirmişlerdi. Ama Mehmet’in maaşı hep annesinin isteklerine gidiyordu: bir şeyler tamir ettirmek, yeni eşyalar almak… Yetmiyordu bir de!
Muhtemelen tatile gitmemeyi de annesi dayatmıştı. Herkesin kendi etrafında dönmesine alışkındı. Ama kim “herkes”? Sadece kıymetli oğlu! Kız kardeşi Leyla çoktan anlamıştı ki annesiyle uğraşılmazdı. Bu yüzden Mehmet ona “anneme bak” diyemiyordu da karısına “hayır” demek daha kolaydı…
Deniz hayalleri uzaklaşıyordu. Ayşegül, plaj yerine kaynanasının havasız evinde duvar kağıdı yapıştırırken hayal etti ve anladı ki buna dayanamazdı. Dinlenmeye ihtiyacı vardı.
Yarım saat sonra Mehmet’in yanına gitti ve sertçe:
“Ben tatile gidiyorum. Seninle ya da sensiz.”
“Ne?! Aklını mı kaçırdın?!”
“Asıl sen kaçırmışsın! Ben bu tatili bir mucize gibi bekledim. Sense hayalimi çalmaya karar verdin. Anneye bu kadar düşkünsen, kal. Ben gidiyorum.”
“Kiminle gideceksin peki?” diye alaycı bir ifadeyle baktı Mehmet.
“Tek başıma.”
Sırıttı, sonra sinirle mutfakta volta atmaya başladı.
“Niye bu tatili istediğini biliyorum! Bir tatil aşkı mı arıyorsun? Başına iş mi açacaksın?”
Ayşegül sustu, öfkeyle patlamamak için kendini zor tutuyordu. Dilinin ucunda bir sürü şey vardı…
“Susuyorsun? Çünkü haklıyım!”
“Eğer güvenmiyorsan, gel beraber gidelim,” diye soğuk soğuk konuştu.
“Anneyi bırakamam,” diye kesin bir ifadeyle söyledi Mehmet.
“O zaman bırakma…”
Ayşegül mutfaktan çıktı, öfke ve kırgınlıktan nefesi kesiliyordu. Hem onu değil de annesini seçiyordu, hem de asılsız suçlamalarla saldırıyordu! Hiçbir zaman şüphe uyandıracak bir şey yapmamıştı. Tatilde istediği tek şey huzur ve sakinlikti. Hiçbir “aşk” planı yoktu.
Ama Mehmet, onun sadece gözünü korkuttuğunu sanıyordu.
Sabah yine sordu: “Geliyor musun?” Mehmet ona “aptal” diye çıkıştı. Öğleden sonra ise Ayşegül elinde biletle eve döndü.
Mehmet kıyameti kopardı. Hayatlarında böylesi olmamıştı. Ayşegül ona da tur almayı teklif etti, belki fikrini değiştirir diye. Ama o inadına böyle davranıyordu. Üstelik annesinin o gün ateşi bile yoktu!
Sonunda, istasyona giderken Mehmet son bir söz savurdu:
“Geri dönme! Böyle karı bana gerekmez!”
Ayşegül trenin kapısına çıkarken gözleri doluydu. Bu tatilin hayatını sonsuza dek değiştireceğini bilmiyordu…
Tatilde tüm dertlerini unuttu. Ilık deniz, güneşin okşayışı, lezzetli yemekler ve rahat otel odası onu sarmıştOteldeki aynaya baktığında artık tanımadığı bir kadın gülümsüyordu ona, özgürlüğün ve yeni başlangıçların ışıltısı gözlerinde parlıyordu.




